|
ÇEVRE, DERE, SU, HES, DOĞRUSU PES Su nedir? Derelerde akan sularımız meta olarak değerlendirilip satılabilir mi? Satılmalı mıdır? Suyu kullanarak hayatta kalabilen canlıların suya erişememeleri durumunda yapabilecekleri bir şeyler var mıdır? Para kavramından haberdar olmayan canlıların yaşamı sona mı erecektir? Onlar da hukuk mücadelesi başlatabilirler mi? Onlar da ekonominin bir parçası mıdırlar? Su kullanım hakkı satılabilir mi? Yaban hayatı dediğimiz doğada yaşayanlar da kendi aralarında bir oluşum meydana getirip “dereleri satalım.” Derlerse haklı olurlar mı? Bu durumda bizler ne yapabiliriz? Doğal denge içinde yaşam parçası olan canlılar acaba neler düşünüyorlardır?
Yıllar önce Kayınpederim, Kayınbiraderim ve eşimi Arhavi’de Mençuna şelalesine götürürken, patika bile diyemeyeceğim yolumuzun üzerine devrilip çürümeye başlayan bir ağaç kütüğünü kaldırıp yolu açtığımda kütüğün altından bir akrep çıkmıştı. Öldürelim dediklerinde ben karşı çıkmış ve “zaten yuvasını yıkmış olduk. Ona zarar verdik. Bırakalım, yeni yerini bulsun, dönüşte zaten burayı terk edecektir.” Dediğimde kayınpederim ” sen ne kadar ince düşünebilen bir adamsın? “Demişti. Ben de kendisine “Akrebin bile bu hayatta mutlaka bir işlevi vardır. Olmasa tanrı onu yaratmazdı” demiştim. Sadece Artvin ve Doğu Karadeniz değil, yurdumuzun değişik bölgelerindeki dereler de enerji elde etme amacı ile HESLEŞTİRİLİYOR. İnsanlara enerji neden lazım? Basitçe soruma kendim cevap vereyim. Teknolojik yenilikleri takip etmek için lazım. İş yerleri için lazım. Fabrikalar için lazım. Bazılarımız için yaşamın her safhası için lazım. Yaşayabilmemiz için temel ihtiyacımız nedir dediğimizde hiçbirimiz ELEKTRİK demeyiz değil mi? Hepimiz Su ve havanın her canlı için temel ihtiyaç olduğunu söyleriz. Enerji elde etme konusuna kimse itiraz etmiyor. İtiraz edilen, doğanın dengesinin değiştirilerek enerjinin elde edilmeye çalışılması. Diğer canlıların bu konudaki hakları ne olacak? Tahribata uğrayacak doğa kendisini nasıl onaracak? Ne kadar sürede onaracak? Onarabilecek mi? Denge sağlanırken bunlar hiç düşünülmüyor. Kanal içine alınacak sulardan mahrum kalacak canlıların durumu ne olacak? Onlar yaşamlarını nasıl devam ettirecekler? Onların yaşamlarının sona ermesinden biz insanlar nasıl etkileneceğiz? Doğaya fiziksel olarak verilen zararların sonuçları neler olacak? Boru içine alınacak sular buharlaşmayacağı için yağmurlar azalıp yok olmayacak mı? Su dengesi değişecek yaratıklardaki değişim ne boyutta olacak? Sorularımız bunlarla sınırlı değil. Bizler elektrik enerjisi elde etmek için doğada değişimlere gidilmesine izin verirsek, buna gerekçe olarak da ortaya çıkacak olan ekonomiye katkı öne sürülürse ben de “ ne kadar bir katkı?” Diye sorarım. Bu katkıyı doğaya sahip çıkarak elde etmenin yollarını aramalıyız derim. Yaşanamayacak bir çevre benim ne işime yarayacak? Sonrasında neler olacak? Su yürüdü. Bahar geldi ve geçti. Ağaçlar yeşillendi. Çiçekler açtı. Zamanı gelince bunların sonucu olarak meyveler de oluşacak. Çiftçiler tarlalarına tohumları attılar. Her ürün zamanı gelince meyvesini verecek. Yani demem o ki, doğa uyandı ve her şey yerli yerine oturdu. Sudan bütün canlılar enerji elde ediyorlar zaten. O enerji ile ürettiklerini de biz değerlendiriyoruz. Bunu inkâr edecek birey var mı? Yani bize lazım olan tüm değerler, kendimize saklamaya çalıştığımız suyun nimetleri ile beraber bizim yaşamamız için elzem besinlerini de sunmuyorlar mı? Bize aynı zamanda yaşamak için en lazım olan şeyi OKSİJENİ onlar üretmiyorlar mı? Ürettikleri meyveleri toplayacağız. Yiyeceğiz. Onların sularını sıkacağız içeceğiz. Bunlar, enerjinin parçaları değil midirler? Enerji olmasaydı meyveleri nasıl ortaya çıkacaktı. Bu enerjilerini sudan almadılar mı? Doğal ortamda yaşayan her canlının bu dünya için yaptıkları görevler yok mu? Derelerimiz özgür akarken tüm canlılar bu nimetten kendilerine düşen payı almıyorlar mı? Karadeniz de çay toplanmaya başlandı. Fındıklar sıralarını bekliyorlar. Bostanlar yapıldı. Domates, salatalık, derken, mısır ve fasulyeler yeşermeye başlamayacak mı? Bunlar gelişimlerini tamamlarken sudan faydalanmadılar mı? Su olmasaydı bunları bulma şansımız var mıydı? Bu sorulara gerçekten düşünerek cevap verelim. Bu soruların cevabını verirken araya kişisel çıkar ve siyasi görüş gibi sorun ile ilgisi olmayan konularla ilgilenmeyelim. Diyorlar ki “yıllardır bu sular boşa akmıyor mu?” Hayır, efendim, bence sular boşa akmıyor, içinde bulundukları doğal ortama da can veriyorlar. Suyun enerjisini, bitkiler, ağaçlar, börtü böcekler, çiçekler ve tüm canlılar kullanıyorlar. Yağmurlar ağaçlık bölgelere daha çok yağıyorlar. Bu bilimsel bir görüş değil mi? Çölleşen bölgelerde insanlar nasıl etkileniyorlar bilmiyor musunuz? Açlığın temelinde susuzluk yok mu? Buzdolabı olmadan yiyeceklerimizi saklayabiliriz. Atalarımız saklayabilmişler. Çamaşır makinesi olmadan çamaşırlarımızı yıkayabiliriz. Atalarımız yıkamışlar. Bulaşık makinesi olmadan bulaşıkları yıkamışlar biz de yıkayabiliriz. Elektrik süpürgesi kullanmadan da ev temizliği yapılabilir. Atalarımız temiz ortamlarda yaşamışlar. Bizler de yaşayabiliriz. Atalarımız gün ışığından maksimum düzeyde yararlanarak tüm gereksinimlerini sağlamışlar. Biz de sağlayabiliriz. Doğanın dengesini bozmama açısından aydınlatma araçlarını olabildiğince az kullanabiliriz. Elektrik hatlarındaki kaçakları en az düzeye çekebiliriz. Güneş ışığından en üst düzeyde yararlanacak teknolojileri kullanabiliriz. Bırakalım, derelerimiz özgür aksın. Temel işlevlerini yapmaya devam etsinler. Yani canlıların yaşayabilmesi için gerekli oksijeni sağlayan ağaçlara hayat versinler. Uçan ve kaçan bütün canlılar suyun bulunduğu yerlerde yuvalanmıyorlar mı? Yükseklerde uçanlar bile su ihtiyacını karşılamak için tabiatın içine inmiyorlar mı? Derelerimiz ve ormanlarımız yalnız yörede yaşayanlara değil tüm dünyaya lazım. Bunu unutmayalım ve kişisel çıkarlar için bu dengenin bozulmasına izin vermeyelim. Kimse öbür dünyaya mal mülk götüremiyor. Paranın alamayacağı bir şeylerin de var olduğunu görmek istiyorum. Kendim için değil. Tüm dünya için. Kemal ÖZBIYIK ANKARA Görüntüleme sayısı: 650 | E-Posta
|