|
MEMLEKETİMDEN HABERLER (2) HOPA - ARTVİN YOLU’NDA BİR GÜZEL İNSAN Arhavi’de yaşayan kuzenimin 6 yaşındaki kızı küçük Ayfer, elinde resim defteri çizdiklerini gösteriyordu. Bir kadın bir erkek ve iki çocuk vardı resimde. Uzun boylu adamın başının üzerinde uzayan iki anten ve antenin başında iki göz ve gülen bir surat vardı. “Bu kim?” dedim. “Babam” dedi. Suratına şaşkın şaşkın baktığımı görünce de “E benim babam çok komik!” Babasını değil komik adamı resmetmişti! Artvin’e genellikle Hopa’dan minibüsle gitmeyi tercih ediyorum. Vaktimi çok alsa da küçük Ayferin babasına benzeyen komik adamları tanıma fırsatı buluyorum. Yarı Lazca yarı Türkçe konuşan ve kendi anlattıklarına gülen, kendi özellikleriyle bile dalga geçebilen komik adamlar. Hele bir tanesi var ki adını bilmiyorum ama uzun boylu, hafif kel, zayıf bir minibüs şoförü. Bir adamın yüreği bu kadar güzel olabilir mi? Hem komik hem de güzel bir insan. Baraj vesilesiyle yeniden yapılan Artvin yoluna doğru ilerliyoruz. Henüz Borçka yolundayız. Minibüs genelde dolu kalkıyor. Yolda ise kimi Borçka’ya kimi de, bir kilometre ilerde başka bir köye veya Artvin’e gitmek isteyen yolcular. Minibüse binmekten başka çareleri yok ama minibüs dolu. Bizim doğuştan komik şoför, el kaldıran her yolcuya duruyor ve “E niye telefon etmediniz. Şimdi bir saat minibüs bekleyeceksiniz. Aha vereyim telefonu da arkadaki minibüste yer ayırt”. Adam telefonunun olmadığını söylüyor, bizim şoför bakınıyor, her seferinde bir çare üretmeye çalışıyor. Zaman kaybettiği için de destek ararcasına; - Kuş uçmaz kervan geçmez ne yapsun adam şimdi diyor. Şoför mahallinde oturan yolcu, belli ki Büyükşehirlerden birinde yaşıyor ve yaz tatilinde memlekete gelmiş ve de şoförün eski arkadaşı. Soruyor; - Borcumuz ne? - Ya ne borci istemez. Yolcu ısrar ediyor. 12 YTL olmasına rağmen. Utana sıkıla; - E ha 10 ver yeter. - Nasıl yani, taksit taksit mi vereyim peşin mi? - E gücün neye yeterse. Gülüşüyorlar. Şoför, ücreti yolcu minibüsten inmeden almıyor. Arkadaşı olan yolcu tekrar soruyor: - Minibüsü kullanırken veya bindikleri zaman neden ücretleri toplamıyorsun? - Burasi Artvin Yoli. Yolciyi gideceği yere sağ salim ulaştırabilecek miyim bilmiyorum ki. Aha da kaza geçürdük, ulaşturamaduk ne olacak? Haram parayla mı gideyim obir dünyaya? Hem de para alurken dikkatum dağılur, kaza yaparum. Tam bu esnada dar bir yolun üzerinde bir kadın yolcu inmek istediğini söylüyor. İndikten sonra parasını veriyor ve gelineni istikamete doğru yürümeye başlıyor. Paranın üzerini vermek için bozuk para arayan şoför, başını kaldırdığında yolcuyu göremiyor. Telaşla bakınıyor, arabayı geri vitese takıp sürerken bağırıyor: - Yahu nereye gidiyosun teyze. Paranun üstini almadun yahu al bu 50 kuruşuni. Yüreğimiz ağzımızda. Cankurtarandan uçtuk uçacağız. Hem de 50 kuruş için. Ama o kadar doğal bir davranış ki, kızamıyoruz bile. Hareket halindeyken, tehlikeli olur gerekçesiyle ücret kabul etmeyen Şoför, yolcunun 50 kuruşu üzerinde kalmasın diye canımızı tehlikeye atıyor. Yüzümdeki korku ifadesinin yerini tebessüm alıyor. Halini hatırını soruyor arkadaşı. - Yahu bugünlerde hiç iyi değilim. Bu ülkenin haline de kendi halime de çok canum sıkılıyor. - Hayrola ne oldi? - Geçen vergi dairesine gittim. 1.5 milyar yıllık vergi ödeyeceğim. Bir memur orgi oriyor, diğeri ayaklarını uzatmış, obiri koltuğu uzanmış iş bir türli ilerlemiyor. Soru soruyosin, adam; ‘Yahu sizunle mi uğraşacağım. Hepunuze akşama kadar laf anlatmak zorunda miyim’ demiz mi. Zaten vergi vereceğim diye bir gün iş yapamamışım, kuyrukta beklemişim, atti kafamun tasi, uzansaydı elum, yakalayıp yakasından atacaktum kapi dişari. Yahu, ben akşama kadar direksiyon salliyorum, bir an gözümi ayırsam baraj sularına karışacağim. Adam, akşama yatıyo ve ayda 1.5 milyar lira para kazanıyo. Ben ise masrafları çıkarınca ancak eve 600 milyon lira götürebiliyorum, bilemedun 800. Yahu bir yanda araba parçası, diğer yanda vergi, akşama direksiyon salla eee. Sonra da çocukların ihtiyacıni karşılayama. Çocuklar artık eskisi gibi değil ihtiyaçları çok. Onlarun ihtiyacını karşılayamamak zaten çok ağır geliyo. Üsteluk hanum da akşama tarlada çalışıyo. Yahu bu adelet midur. Adam akşama yatarak para kazanıyo, üsteluk da vergisinden ekmek yeduği vatandaşı aşağiliyo… Be Devletten olsam bir gün tutmam bu adami. Yemin olsun bana 600 milyo versun çalişurum. Akmeğine tekme atan adami çalışturmayacaksin. - E sen de memur olsan? - Olabilduk mi. Askerluğumu Güneydoğu’da yaptım. Devlet bana 4 tane madalya verdi. Üstün hizmet madalyası dediler. 4 ay fazladan askerluk yapmak zorunda kaldum. Komandoydum, ölümden döndüm. Terhis olurken dediler ki, ‘Bu belgeyle işe öncelikli alınacaksin’. Biz de ne bilelum. Lise mezunu olarak sınava girduk kazanduk, sözli mulakatta ise torpilliler kazandi. Cezaevinden çıkmış bir vatandaşa önceluk tanidiler, bana tamimadiler. E şimdi bu adelet midur? Kahraman yerine hırsuz olsaydum şimdi bu tek şeritti yolda direksiyon sallamazdum. Zaman zaman öfkeyle konuştuğunu fark ediyor, anında yumuşattığı üslupla espriler yapıyor. Öfkelendiğinde bile, bu ülkeyi ve içinde yaşayan insanları, hiçbir karşılık beklemeden sevdiğini hissediyorum. Nazım Hikmet’in Arhavili İsmail şiirinin bir kez daha kulaklarımda çınladığı andı: Dümende ve baş altlarında insanlar vardı Bunlar uzun eğri burunlu ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki Sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için Hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin bir şarkı söyler gibi Ölebilirdiler… Yeni ama tehlikeli bir yol Artvin – Hopa yolu. Erzurum’u Sarp Sınır Kapısı’na da bağlıyor olması nedeniyle gündüz, kamyon trafiği de oldukça yoğun. Tek şeritli gidiş-geliş yolunda devrilen ot yüklü bir kamyon, yolu yarım saat trafiğe kapattı. Yıllardır, Cankurtaran’da yapılacağı söylenen tünel, halen yapılmadı. Deli akan Çoruh, baraj nedeniyle artık durgun akıyordu. Yükseklik nedeniyle kulaklarım tıkanmıştı. Dinlemek yerine seyretmeyi, fotoğraf çekmeyi tercih ettim. Normalde 1,5 saat sürmesi gereken yolculuğum 2 saat sürmüştü. Saat 19.00’dan sonra Artvin’den Hopa’ya geri dönmek için araç bulamayacağımı söylediler. Saat 19.00’da bile Artvin yolunda araç kullanmanın ne denli zor olduğuna bir kez daha biz şahit olduk. Yolu aydınlatan tek bir lamba yoktu. Minibüs, zifiri karanlığı delerek Hopa’ya ulaştı. Tünellerde dahi hiçbir aydınlatma yoktu ve bu nedenle de sayısız kaza meydana geliyordu. Artvin-Borçka yolu henüz yeni inşa edildiği için elektrik aksanları için yeni bir ihale gerektiği söylendi. Ancak, çok eski bir yol olan Borçka-Hopa yolunda da tek bir aydınlatma yoktu. Dahası, 20.20’da Hopa’daydım ve Arhavi7ye gitmek için taksi tutmaktan başka hiçbir çare yoktu. Birbirine yakın iki ilçe arasında ulaşım, saat 19.00’da bitiyordu. Tüm yorgunluğum ve gerginliğim, Hopa eski Artvin yolu üzerindeki Hızır Dayı’nın pide salonunda son buldu. Herhalde dünyanın en güzel pidesi burada yapılıyor. Memleketimin güzel ve komik insanlarını bir yol hikâyesinde anlatmaya çalıştım sizlere. Ve yazımı, memlekette anlatılan günün fıkrası ile sonlandırıyorum. Yarı Lazca, yarı Türkçe anlatılınca çok güldüğüm bu fıkrayı aynı üslupla aktarmak zor. Affınıza sığınıyorum. Kadın, yeni bir ayakkabı almak için mağazaya gitmiş. - Benum kaliteli, eyi bir ayakkabiye ihtiyacum var. - Tabu buyurun hanfendi, bende tam size göre çok güzel, üstün bir ayakkabı var. Kadın birden teleşlanır; - Yok yok istemem ben naustun ayakkabiyi. Vereceksen, na vaustun ayakkabi ver. (Üstün kelimesinin laz aksanı olan ustun, Lazca’da ‘kayan’ anlamında kullanılır. Na va ustun ise ‘kaymayan’ anlamında) Şükran ÖZÇAKMAK
Görüntüleme sayısı: 2577 | E-Posta
|