|
BAKKAL VE MANAVLARI ÖLDÜRMEYELİM Esnaf ve Sanatkârlarımızın, ahilik duygu ve düşüncelerinin yaşatılması, günlerinin bol kazançlı ve bereketli olması dileğiyle bakkal esnaflarımızın mağdur edilme durumlarını dile getirmeyi düşünerek, düşüncelerimi yazıya dökmek istedim.
B E L K İ D U Y A N O L U R, Ç A R E B U L U N U R. Önceki yazımda da değinmiştim. Bakkal esnaflarımızın durumunun gerçekten içler acısı olduğu, yıllardır çıkarılamayan marketler yasası neden meclisten geçmiyor. Ekonomik ve kültürel olarak marketlerde gerekli ancak! Gerektiği yerde olmalı düşüncesinde olduğumuzu yıllardır toplantılarda, genel kurullarda yetkili insanlara ilettiğimiz halde bir netice neden alınamıyor? Asırlardır hayatımızda çok önemli bir yeri olan bakkallığın iyice bitkisel hayata girdiğini görüyoruz, şahit oluyoruz. Esnaf ve sanatkârlar olarak içimiz kan ağlıyor mücadelesini veriyoruz. Ancak ismimiz küçük esnaf ya, herhalde patronları geçip, esnaf ve sanatkârlara kol kanat geremiyorlar. Süpermarketler bir yana, yerini hipermarketlerin almaya başladığı, eğer gerekli önlemler alınmazsa bakkallığın artık helvası yenip defterden kaydının silindiği dönem olacak galiba. Süpermarketler döneminin başlamasına psikolojik olarak bir hazırlık olsun diye midir bilmem, bakkallık sanatı adı altında ortaya konan nice etkinlikte bir hayli yıpranmış bakkallar, halkın gözünde her türlü hile ve madrabazlığın sergilendiği bir kokuşmuşluk mekânı gibi gösterilmiştir. Eski filmlerde bakkallık öyle kötü işlenmiş ki... Hatırlarsak rahmetli Ali Şen tiplemesinde, 'bakkal' dendi mi mahalleyi kazıklayan, terazinin bir yerlerine bir şeyler yapıştırarak eksik tartmayı alışkanlık edinen, pirince taş katan, tezgâh altında karaborsa, sigara vs satan, ödeme güçlüğü içindeki mahalleli dul kadıncağıza imalı laflarla sarkmaya çalışan, insafsız, namussuz, merhametsiz bir tip canlandırırdı genelde. Aslında bakkalı olan zengin, varlıklı bir işletme olarak görülüyordu. Yine o dönemlerdeki karikatür ve filmlerde de özellikle bakkal ve manav, memurların önünden geçmeye (borcu olduğundan) korktuğu, şişman ızbandut ve ürkütücü tipler olarak benimsenir ve gösterilirdi. Mademki böyle gösterilen bakkallık ve manavlık bu kadar bol paralı bir iş ise neden memurlarımız istifa edip bunlara yönelmiyorlardı ki! Ancak kimse bir başkasının derdini bilmez, ateş düştüğü yeri yakar sözü ile bu esnaflarımızın sıkıntıları gösterilmezdi. Öyle böyle sonuçta süpermarketli günlere eriştik. Artık sadece ekmek, gazete ve sigara alınan mekânlar haline getirildiği için ayakta durması imkânsızlaşan bakkallar, bürokrasi ve vergisel zorluklarla da mücadele edip iyice komaya girmiş durumda. Evet, bakkallarımız süpermarketlerle rekabet edemiyorlar. Toptancılar bakkalları çökertip süpermarketlere boyun eğerek aynı malı bakkallara çok daha pahalıya satıyorlar. Böylece rekabet şartları bakkalların aleyhine olmak üzere ortadan kaldırılıyor. Oysa görünüşte daha ucuz sanılan süpermarketler, son tahlilde tam bir tüketim ekonomisi mantığının çılgınca yürürlüğe sokulduğu mekânlar durumda. Düşünün ki bakkaldan sadece ihtiyacı kadar alışveriş yapanlar, süpermarketlere gittiklerinde tonlarca çeşit alıyorlar ve hesapta olmayan kalemlerde, 'gelmişken her şeyden bol miktarda alayım bari' düşüncesiyle hareket ediyor ve bilinçsizce alışveriş yapmış olmuyor muyuz? Oralarda hem ihtiyaç olmayan şeyleri psikolojik olarak ihtiyaçmış gibi alma gereksinimi duyuyoruz, hem de fazladan almış olduğumuz birçok şey tüketmeye fırsat kalmadan bozulup israf oluyor. Bazen de promosyon kandırımı ile gereksiz tüketime gidiyoruz. Ekonomiye sayısız faydalar sağlayan bakkalların aslında kültürel yaşamımız içinde büyük bir yeri olduğu malumdur. Düşünün ki bakkallar, insanların, yerine göre biraz siyaset konuştuğu minyatür meclis, yerine göre mahallesine ve komşularına dair hastalık, doğum, evlenme, ticaret gibi taze ve sıcak haberleri aldığı küçük bir medya merkezi, yerine göre BAKKAL MAHMUDUN KIZI YAKTI YANDIRDI BİZİ gibi nice türkülerimize konu olmuş güzide mekânlarımızdır. Hele bakkal önlerine atılmış küçük iskemlelerle içilen bir bardak Karadeniz (en tatlısı ARHAVİDE YETİŞEN) çayı ve üç beş dakikalık muhabbetin hangimizin damağında tadı kalmamıştır? Lütfen büyüklerimiz, ilgililerimiz bakkalları öldürmeyelim. Bakkalların yaşatılması için alınacak her türlü acil önlemi zaman geçirmeden alalım. Bu anane, bu kültür farkı başka bir yerde bulunmaz lütfen koruyalım.. Bu duygu ve düşüncelerle Esnaf ve Sanatkârlar camiamızın dürüst, kazançlı ve bereketli, yeni yıla yaklaştığımız şu günler içerisinde memleketimizi ve tüm insanları barış dileği ile selamlıyorum. Mustafa YILMAZ A R H A V İ 10.12.2009 BENİM BAKKALIM… Görüntüleme sayısı: 2138 | E-Posta
|