|
23 YIL SONRA ÇERNOBİL Doğal olmak, doğal yaşamak, organik besinlerle beslenmek çok önemli. Yıllarca önce Sovyetler Birliği’nden fenni gübre ithal edildiğini hatırlıyorum. İnsanlarımız, çok ucuz olan bu beyaz gübreyi alıp kullanmıştı. Bilinçli olan bazı insanlarımız, zamanla bu gübrenin zararlarını çok çekeceğimizi söyleseler de, bu söylemler çok da işe yaramamıştı. Teknolojiyi kullanmak her zaman iyi sonuçlar getirmiyor. İthal tohumların durumu da ortada. Bahçesinde biber domates yetiştirmek isteyenler bile hormonsuz tohum bulamıyor. Bu örnekleri arttırmak çok kolay. Siz de düşündüğünüzde bu tip birkaç olumsuzluğu sıralayabilirsiniz. Çoğumuz neredeyse unuttuk. 26 Nisan 1986 tarihinde Çernobil Nükleer Santralindeki 4 numaralı ünitede yaşanan problem nedeni ile bir patlama yaşanmıştı. Bu patlama sadece bölgede yaşayanları değil, bölgeden çok uzaklarda yaşayanları bile etkilemişti. Radyasyon taşıyan bulutlar, rüzgâr nedeni ile diğer ülkelere de yayılmış ve İskandinav ülkelerine kadar gitmişti. Bizim hemen sınırımızın ötesinde olan bu faciadan etkilenmemiş olmamız mümkün olabilir miydi? Basın bu konuda haberler veriyordu: Olay yerinden yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Pripyat kasabasında yaşayan 45.000 kişi tahliye edildi.28 Nisanda ilk kez kaza haberi dünyaya duyuruldu. Mayısa kadar olay yerinden yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki 130.000 kişi tahliye edildi. Ancak 15 Kasım 1986 tarihinde reaktörün üstü lahitle kapatılabildi.(Kazadan sekiz ay sonra) 1989 yılında ikinci tahliye döneminde Belarus, Ukrayna ve Rusya’da bulunan yaklaşık 100.000 insan daha köylerini terk etmek zorunda kaldı. Kasım 1996 yılında Rusya, Belarus ve Ukrayna’da tiroit kanseri vakalarında 1980 yılına oranla 200 kat arttığı belirlendi. Dünya Sağlık Örgütü bu üç ülkede 4 Milyon insanın kazadan etkilendiğini belirtti. Bu tarihlerde üç ülkede yaklaşık bir milyon kişi kaza ile ilgili tedavi görüyordu. 2000 yılında reaktörün üzerinin ikinci bir lahitle kapanması için diğer ülkeler tarafından 715 milyon ABD $ verildi. 2005 yılında koruma duvarı için tekrar yardım yapıldı. Yardımın toplamı 1 Milyar ABD $’ini buldu. 2005 yılında yani kazadan on dokuz yıl sonra ölçümlerde azalma tespit edilerek bazı alanlar tekrar yerleşime açıldı. 2007 yılı itibarı ile hala santral çevresindeki 30 kilometre karelik alana girmek yasak. Bu alanın dışında da çok az insan yaşıyor. Türkiye’de bu dönemde neler oldu. 16 Ocak 1987 tarihinde ODTÜ Kimya Bölümünden Dr. Olcay BİRGÜL, Dr İnci GÖKMEN ve Kimya bölümünden Dr Aykut KENCE Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı’na “Çaydaki Radyoaktivite Ölçümleri” adlı bir rapor sunmuşlardır. Söz konusu rapor vatandaşlar tarafından Üniversiteye getirilen çaylarda yapılan ölçümleri içeriyordu. Raporu yazan bilim adamları 1988 yılında Ankara Tabip Odası Halk Sağlığı Ödülüne layık görülmüştür. 24 Şubat 1987 tarihinde KTÜ Nükleer Fizik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Adil GEDİKOĞLU Bakan ARAL’A çalışmasını sunarak 1986 yılına ait çayların toplanıp yok edilmesi gerektiğini söylüyordu. Dönemin bakanlarından Cahit ARAL televizyona çıkarak kameraların önünde çay içerek, çayda radyasyon olmadığını kanıtlamaya çalışıyordu. 30 Nisan 1986 yılında yapılan ölçümlerde Karadeniz ve Trakya bölgelerinde radyasyon düzeylerinde artış görüldü. Trakya’da yağan etkili yağışlar sonrasında radyoaktif bulutların toprakla karışması hızlandı. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu da sütteki radyasyonun Avrupa’da belirlenen sınır değerlerinden yüksek olduğunu belirledi. Mayıs 1986 tarihinde TAEK Başkanı Prof Dr Ahmet Yüksel ÖZEMRE “Türkiye’de radyasyon doğal düzeydedir” dedi. Eylül 1986 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Doğu Karadeniz’den gelen bütün fındığın Fisko Birlik tarafından alınacağını duyurdu. Çernobil kazasından 8 yıl sonra “Türkiye’nin Karadeniz Kıyılarında Çernobil Radyoaktivitesi” adlı raporu hazırlayan ODTÜ Kimya Bölümü öğretim Üyeleri İnci GÖKMEN, M.AKGÖZ ve A.GÖKMEN 1994 yılında yaptıkları ölçümlerde sezyum aktivitesini 1986 yılında TAEK tarafından yapılan ölçümlere göre daha yüksek bulduklarını açıklarlar. Nisan 2006 tarihinde Türk Tabipler Birliği, Hopa’da yaptığı araştırmada ilçede son üç yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47,9 unun nedeninin kanser olduğunun belirlendiğini açıkladı. Buraya kadar yazdıklarım basında yayınlanan yazılardan alıntıdır. ODTÜ de çalışmam nedeni ile o dönemlerde Akademisyenlerimizin Doğu Karadeniz Bölgesinde yaptıkları araştırmaları da biliyorum. Defalarca bölgeye gidilerek araştırmalar yapıldı. Bu araştırma sonuçları basınla paylaşıldı. Günümüzde bölgede yaşayıp da Çernobil faciasından etkilenmeyen bir tek kişinin bile bulunmadığını düşünüyorum. Facia sonrasında hatırlıyorum marketlerde “1985 yılı ürünüdür” ibareli çay kalmamıştı. Herkes en azından içeceği çayın stokunu yapmaya çalışmıştı. Benim aile çevremde artık doksan yaşın üzerinde kimse kalmadı. 1986 yılı ve birkaç yıl sonrasında yörede yaşayan insanlarımız büyük sorunlar yaşadı. Birçok insanımız hastalandı ve hayatını kaybetti. Araştırma yapanlardan şimdi hayatta olmayan Olcay BİRGÜL araştırması sonrasında “On beş yıl kadar sonra yörede yaşayanlarda kanser patlaması yaşanacak bu konuda acil önlem alınmalı” diye haykırmıştı. Dedikleri bir bir çıktı. Otuz üç yıl önce yaşanan faciayı, duyarlı bazı medya kuruluşları dışında herkes unuttu. Ben de böyle önemli bir olayı, yirmi üç yıl sonra sizlere hatırlatmak istedim. Çevre kirlenmesine önem verilmesi ve bundan sonra yapılması planlanan projelerde çok küçük de olsa, olası risklerin mutlaka değerlendirileceğini düşünüyorum. Herkese radyasyonsuz temiz bir çevrede, sağlıklı günler diliyorum. Kemal ÖZBIYIK Nisan 2009 ANKARA
Görüntüleme sayısı: 638 | E-Posta
|