|
41. YAZI İki yıl olmuş. İSTAD ile tanışmam ve katkı vermeye başlamamın üzerinden tam iki yıl geçmiş. Hiç de azımsanmayacak bir süre. İki yıldır siz okurlar ile birlikte olmak güzel bir duygu. Acaba iki yıldır benim köşemi okumaya devam eden kaç okurum var? Gerçekten sonucu benim için ilginç olabilecek bir soru. İSTAD sayfalarında neler yapmışım? Bu sitenin sayfalarında bir gezinti yaptım. 2008 yılı Mayıs ayında, “ Arhavi’de Evlilikle İlgili Örf ve Adetler” başlıklı yazımla başlamış İSTAD ile buluşmam. Sonrasında Arhavi Halk Oyunlarını anlatmaya çalıştığım, Folklor bölümünde görünmüşüm. Sonrasında köşe yazmaya başlamışım. Birileri beni bu konuda ikna etmiş. Bir şeyler karalamaya başlamışım.”HAYAT AKARKEN” adını verdiğim köşemde de kırk adet yazı yazmışım. Bu da kırk birinci yazı oluyor.
Aslında edebiyatçı değilim, hele yazar hiç değilim. Öyleyse niye bu kadar yazı yazdım? Benim yazma nedenlerimin başında, yöre kültürü ile ilgili internette gördüğüm beni oldukça rahatsız eden, yalan yanlış bilgileri içeren bazı yazılar. Bu yazıları okuyunca, bana kültürümüz yok ediliyor gibi geldi. O kadar yanlış bilgiler aktarılıyordu ki dayanamadım. Ben de doğru bildiğim bilgileri yayınlamaya başladım. Yoksa hedefim, emekli olduğumda bana ait Fotoğraf, Şiir ve Makalelerden oluşan bir kitap yayınlamaktı. Neden bu kültüre bu kadar bağlı olduğumu ben de bilmiyorum. Sanırım benden büyüklerden bir şeyler kaptım. Belki de onlardaki bilgileri ele geçirmek istedim. Ama kendi kendimle hesaplaştığımda “İyi yapmışım” diyebiliyorum. Yazdığım ve biriktirdiğim ve bazılarının gereksiz gördüğü yazı ve belgeleri iyi ki bu günlere getirmişim. Bana maddi hiçbir katkısı olmadığı gibi sanırım epey bir zararı da oldu. Varsın olsun. İstedim ki benim araştırıp bulduğum bilgiler sadece bende kalmasın. Kâğıtlarda, defter yapraklarında, kitaplıklarda ve çekmecelerde kalıp hapis hayatı yaşamasın. Çocukluk yıllarımdan beri biriktirdiğim yazı, dergi kitap ve yayınlarda var olan bilgilere, benden sonrakiler de erişilebilsin istedim. Aklımda olanlar da oradan çıkıp erişmek isteyenlere hizmet verebilsin diye düşündüm. Yok olmak üzere olan Yöremiz otantik oyunları biraz daha yaşayabilsin. Birkaç nine, dede ile torun daha aynı halkada aynı oyunları oynayabilsin istedim. Sanırım böyle düşünen son nesil içindeyim. İstedim ki bu dünyadaki yaşam süremi tamamladığımda, sonraki nesillere kültür değerlerimizden bir şeyleri bırakabilme yolunda bir şeyler yapmış olayım. İSTAD’a baktığımda gördüm ki; Sizden Bize Şiirler köşesindeki şiirlerime neredeyse iki bin defa bakılmış. Okunmuş diyemiyorum. Belki de bakıp geçenler de olmuştur. Şiirlerin ilki Türkçe ikincisi Lazca (Türkçeleri ile birlikte). Örf ve Adetler köşesindeki üç adet yazıma erişim de iki bini geçmiş. Folklor Köşesindeki Arhavi’nin halk oyunlarını anlattığım yazımın ne düzeyde bakıldığını göremedim, bu köşedekiler sanırım öğrenciler tarafından ödev amaçlı da kullanılıyordur. Sonrasında yörede oluşmaya başlayan çevre sorunlarına katkı vermeye çalıştım. Belki de Arhavi’de yaşamakta olan çok kişinin gitmediği yerlere gittim. Tek bir kare fotoğraf çekebilmek için dağda dört saat yalnız başıma beklediğim de oldu. Arhavi’nin güzelliklerini tanıtmaya çalıştım. Köşe yazılarımı ziyaret sayısı toplamda yirmi bini geçmiş. Bu rakamlar iyi mi kötü mü bilmiyorum. İSTAD’ın ortalama ziyaretçi sayısı sanırım günde iki yüz elli civarında. Belki de bu sayıyı bile geçti. 2009 Yılı Arhavi Festivaline katılan “Herkes İçin Spor Federasyonu Başkanı Sayın Prof. Dr Erdal Zorba” Arhavi’yi ilk defa 1990 yılında ODTÜ Beden Eğitimi Bölümünde Araştırma Görevlisi iken görmüştü. Köşe yazılarımı takip edenler hatırlamışlardır. Elli beş kişilik bir gurup halinde Arhavi’nin neredeyse tüm yaylalarını dolaşmıştık. O dönemde yayla yolları yoktu. Dağda açıkta da yattık. Fırtınaya yakalandık. Yağmurda ıslandık ama çok beğeni toplayan ve hala konuşulan bir etkinlik yaptık. Bunun için bana kimse de madalya falan vermedi. Tam tersi, birileri bu gurubu Arhavi’ye ben getirmiştim diyen de oldu. Bu etkinliğe katılanlara horon oynamayı öğretme yanında, Çifte Köprü’yü, Mençuna Şelalesini, Durğuna Boğazını, Kamilet Boğazını yayla isimlerini ve köy isimlerini de ezberletmiştim. Ne yazık ki bu boğazları şimdi başka isimlerle söyleyen Arhavili hemşerilerimiz de var. Her ne hikmetse, gezdikleri yerlerin isimlerini öğrenmek yerine yeni bir isim uyduruveriyorlar. Bu nedenle okuyanlar da aynı yer ile ilgili isim karmaşasını görünce çelişki içinde kalabiliyorlar. Artık Çifte Köprü ve Mençuna şelalesi Arhavi’nin en çok bilinen yerleri haline geldi. Her yıl buralara geziler tertipleniyor. Bu geziler yöremizin tanıtımına da büyük katkı vermiş oluyor. Fotoğraf sanatçısı da değilim, ama Arhavi ile ilgili Kültür Bakanlığı arşivine giden iki fotoğrafım var. Arhavililer Vakfı’nın poster haline getirdiği MENÇUNA ve ÇİFTE KÖPRÜ (eski hali) posterleri, Kültür Bakanlığına da verilmişti. Bu posterler İçişleri Bakanlığı tarafından 1998 yılında düzenlenen İller Sergisinde Artvin Standında sergilenmişti. ” Arhavi’nin Çevresi” adını verdiğim şiirimi okuyan bir bayan, Ankara’da benimle tanıştığında Arhavi’de damatlara tatlı ikram edildiğini bu şiirde öğrendiğini söylemişti. Amcamın kızı Fatma ablanın beni telefonla arayıp “ Arhavi’de yolda yürürken öğrenciler beni çeviriyor ve seni tanıyıp tanımadığımı soruyorlar. Onlar senin şiirlerini özel günlerde okuyorlarmış” deyince de ne yalan söyleyeyim, çok sevinmiş ve çok da mutlu olmuştum. Hep Arhavi’yi tanımaya çalıştım. Tanıdığım yerleri de tanıtmaya çalıştım. Hemen hemen her yaylasına gittim. Hem de araba ile değil, yürüyerek ve her seferinde ter akıtarak. Terlemek tabii ki benim sağlığıma da olumlu katkı verdi. Ama 2009 yılında yaylaya araba ile gittiğimde üzüldüm. Yollar olmasaydı oralar daha bakir ve temiz olarak kalacaklardı diye düşündüm. Ama yapılanlar da güzel. Yürüyemeyenler de görmeli bu güzellikleri. Yeter ki gidenler naylonlarını, pet şişeleri ve naylon karışımlı çöplerini doğada bırakmasınlar. Dilerim ki yolların gittiği yerler bir süre sonra kirli bölgeler haline gelmezler. Köşe yazılarımda doğal olarak folklor, kültür ve çevre konuları dışına da çıktım. Her ne kadar, yazılarıma gelen yorum sayıları çok değilse de, eleştiriler hep olumlu oldu. Telefonla bana ulaşıp düşüncelerini söyleyenler de oldu. Yazılarım başka sitelere de kopyalandı. Bundan hiç gocunmadım. Amaç zaten yazılarımın daha çok kişiye ulaşmasıydı. Bu yazımda, sitedeki iki yılımın muhasebesini yapmaya çalıştım. İstediklerimi yapabildim mi? Hayır. Çevremde bu yaptıklarım çok da değer bulamadı. Abeste iştigal olarak yorumlandı. Adım horoncuya çıktı. Birçoğunun yaptığı gibi hiçbir iş yapmayıp, iş yapanları eleştiren olmadım. Yazdın da ne oldu? Diye sordular. Çocuk oyunları bilinmese ne olur? Arhavi oyunları değişik oynansa ne olur? Belgeledin de ne oldu. Boşa akan sular değerlenecek, sen Ankara’dan ne konuşup duruyorsun? Uzaktan konuşmak ne kadar kolay değil mi? Gel Arhavi’de yaşa bakalım. Yaylalar kirlense ne olur ki? Zaten kaç kişi gidiyor? Zaten gidip de ne yapacaklar ki? Buralara aklı başında olan kim gelir ki? Senede birkaç hafta Arhavi’ye gelen biri için bunları söylemek çok kolay. Sen bunların doğru olduğunu nereden biliyorsun? Dediler ve hala da diyorlar.
Böyle düşünen ve konuşan var diye tartışacak halim yok, gücüm de yok, zamanım da yok. Benim doğrularım bunlar. Ben de doğru bildiklerimi yapıyorum. Kim bilir? Yazılarıma yorum yapmasalar da, bana ulaşamasalar da yazılarımı okuyanlar içinde belki de “iyi ki bunları yazmış” diyen de vardır. Belki de yazılarımdan yararlananlar da olmuştur. Arhavi’de iyi şeyler olması için Arhavi dışında olan bizlerin de katkı vermesi gerekmiyor mu? Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Değişik fikirlerde olsak da, birbirimizi tanımasak da, birbirimizden hoşlanmasak da ortak noktamız Arhavi’nin daha güzel, daha müreffeh, daha güzel ve yaşanır olması değil mi? Bunun için birlik olmamız lazım. Kırk birinci yazım da böyle bir yazı oldu. Çektiğim birkaç fotoğrafı da sizlerle paylaşıyorum. Hiçbir getiri, bu güzellikleri yok ederek elde edilmemeli diyorum. Belki yazımı beğenmeyenlerin gönlünü de bu fotoğraflarım ile alabilirim. Daha güzel ve yaşanır ve değerlerini korumayı bilmiş bir Arhavi dileklerimle. Kemal ÖZBIYIK Mayıs 2010 ANKARA
Görüntüleme sayısı: 575 | E-Posta
|