|
AKLIMDAN ÇIKMAYAN MEYVELERİMİZ SEBZELERİMİZ Baba evinden uzak olup yaşam mücadelesini gurbet ellerde veren çoğunluğun içinde ben de varım. İlkokul ikinci sınıfı köy ilkokulunda okuduktan sonra, Trak’amendoni’ye kadar yürüyüp oradan, kamyonet kasasında yaptığım sallantılı bir yolculukla Arhavi’ye gitmiştim. Orada binmiş olduğum eski tip yarım burunlu bir şehirlerarası otobüsle Ankara’ya otuz altı saatte gelebildiğimi hatırlıyorum. Ankara’yı önceleri çok yadırgamıştım. İlk birkaç gün doğru dürüst yemek yiyememiştim. Meyvenin her çeşidini çok sevmeme rağmen ağabeyimin aldığı meyveleri bile yiyemediğimi de hatırlıyorum. Küçük yaşıma rağmen hiçbir meyvede memleketim meyvelerinin tadını bulamamıştım. Ankara’nın meyveleri gibi sebzeleri de ilgimi çekmemişti. Köydeki “Yonç’i lu gy’onç’i lu” tekerlemesi ile anılan ve her evin değişmez yemeği olan karalâhanayı bile hemen özleyivermiştim. İlk birkaç gün yumurta tavalaması ve peynir tavalaması ile idare etmiştim. Sonraları alışmak zorunda kaldım tabii. Hiçbir yer Baba Ocağı gibi olmuyordu. Hayat, insanı çevresine uyum sağlamak zorunda bırakıyor. Zamanla yemeğine de suyuna da alışıyorsun. Memleketten neyi ne kadar getirebilirsin ki? Ancak özlem duyabilirsin. Zaten havasını da suyunu da özlemiyor muyuz? Neleri mi özledim? Birkaç tanesini hemen size sayıvereyim. Kim bilir belki sizlere de hatırlatmayı başarabilirim. Öncelikle dere kenarlarında yetişen dereotu (ms’ulk’ubuyi) ile yeni fırından çıkmış ekmek yemeyi çok severdim. Annem buğday ekmeği(kovali) kurduğunda, hemen koca bir parça keser ve dere kenarına inerdim. Su kenarında yetişen ms’ulk’ubuyi ile ekmek bana baklava börekten daha iyi gelirdi. Daha sonraları Sayın Mesut Haluk Kosifoğlu’ndan Arhavililer Dergisi için yazı istemiş ve almıştık. “Birinci Cihan Harbinde (Arhavi’de geçen) Osmanlı Rus Savaşları” adlı yazısında savaş sırasında erzakların tamamen bitmesi ile askerlerimizin sarılık olduğunu ve kadınların dereotu toplayıp onu askerlere yedirdiklerini, bir hafta kadar sonra sarılık olan askerlerimizin tamamının iyileştiğini yazmıştı. Yazıyı okuyunca şimdi Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı olan hemşerimiz Sayın Prof Dr. Maksut Coşkun’u telefonla aramıştım. Kendisi bana sarılık tedavisinde kullanılan en yararlı bitkilerden birinin yöremizde yetişen dereotu(ms’ulk’ubuyi) olduğunu söylemişti Ben yöre dışındaki dereotundan (en azından Ankara’da ) aynı tadı alamıyorum. Bir başka meyvemiz de karayemiş. Onu da çok seviyorum ve ne yazık ki yöre dışında yiyemiyoruz. Yaz kış yaprağını dökmeyen ve yendiğinde ağzımızı boyayan ve hafif uyuşturan bu meyvenin de bağırsak hastalıklarına, nefes darlığına iyi geldiği, meyvenin çekirdeği ile birlikte ezilip balla karıştırılıp yendiğinde bronşite iyi geldiği söylenir. Ağzımızı boyamasının dişlere çok iyi geldiği de bilinmektedir. Reçeli ve pekmezi de yapılan bu meyve de yöremize özgüdür. Yöremizdeki ilginç sayılabilecek meyvelerden birisi de kaç’h’anak’a (likapa-yaban mersini) . Bu meyve belli bir rakımdan sonra yetişen yöreye özgü bir türdür. Bağırsak düzenleyicisi olarak bilinir. Varis ve basura iyi geldiği söylenir. Günümüzde özel olarak yetiştirme faaliyetleri vardır. Reçeli ve marmelatı yapıldığı gibi kurutularak meyve çayı olarak da içilmektedir. Şahsen köyde olduğum zamanlarda mevsimi uygunsa mutlaka yemeye yukarılara çıkarım. Köylerdeki nüfus azalması yaşanmadığı dönemlerde, köy içinde bulamayıp köyden uzaklarda toplayıp yediğim bir diğer meyve de K’andğu (yer çileği) idi. Bu meyve de şu anda köylerin içinde mevcut ve ne yazık ki kimse yemiyor. Yer Çileğini hemen her yerde bulabilmek mümkün. Ancak yöremizde yetişen ve hiçbir zaman çok iri olmayan çeşidi, hem tat hem de koku olarak mükemmel bir meyve. Kolesterol düşürücü özelliği olduğu söylenir. Aynı zamanda tansiyon düşürdüğü ve sakinleştirici özellikleri olduğu da söylenmektedir. Dac’iş k’andğu (Böğürtlen) ise dikenli ve sarmaşık şeklinde yapısı olan bir meyvedir. Yer ve toprak tipine bakmaksızın her yerde yetişir. Meyvesi idrar söktürücü olarak bilinir. Ağız yaralarını iyileştirir. Günümüzde marketlerde satılmaya başlanmıştır. Ancak çok iri ve koyu renkli olmasına rağmen doğal ortamda toplanan gibi tat ve kokusu bulunmamaktadır. Zamanımızda köylerde nüfus azalması yaşandığı için köylerin içinde az kullanılan tarlalarda ve kullanılmayan evlerin yanlarında bol miktarda bulunmaktadır. Yöreye özgü bir diğer sebze de Burği (Kaldırık)dir. Bahar ayları içinde bulunabilecek bu sebzenin turşusu yapılır. Besleyici özelliği vardır. Eskiden Arhavi’de Balıklı Ormanlarında Dağasti bölgesinde Burği Festivali sayılabilecek şenlikler yapılırmış. Sayın Hasan Tahsin Akşirin’in anlattığı kadarı ile Kış şartlarının durumuna göre Mart ayında bir gün belirlenir ve herkes Balıklı Ormanında Dağasti bölgesinde toplanırmış. Subaşında herkes çıkınında bulunan yiyecekleri çıkarıp sergilermiş. Katılımcılar hep birlikte yemek yermiş. Sonra Tulum eşliğinde horonlar oynanırmış. Daha sonrasında herkes Burği toplarmış ve evlerine dönüp turşu kurarlarmış. Yakın zamana kadar Ankara’da yaşayan Arhavililer kendi özel araçları ile Bolu’ya gider ve bu geleneği Arhavi dışında yaşatırlardı. Ancak her güzel etkinlik gibi bu gelenek de ne yöremizde ne de yöre dışında yapılmaz olmuştur. Yöremizde bulunan meyve ve sebzelerden az bilinenleri sizlerle paylaşmaya çalıştım. Arhavi’de değerlendirilebilecek nitelikte olan ve herkesin rahatlıkla toplayıp değerlendirebileceği bu meyve sebzelerin en azından yenilebilir olduğunu bilmeyen bir tek kişiye bile iletebildiysem kendimi mutlu sayacağım. Kim bilir belki Balıklı Ormanlarında Burği Şenliği, Kamilet Boğazında Kandğ’u ve Dac’iş Kandğ’u şenliği, Pot’ocur Boğazında da Ms’ulk’ubuyi şenlikleri yapan birileri de çıkacaktır. Kemal ÖZBIYIK ANKARA
Görüntüleme sayısı: 1431 | E-Posta
|