|
BULUTLARIN ALTINDAN GELENLER Doğu Karadeniz Bölgesi dendiğinde, bölge hakkında gören, görmeyen herkesin diyeceği birkaç cümlesi vardır. Çok güzel bir bitki örtüsü der, yeşilin kırk tonu der, Karadeniz yemeklerinden bahseder. Neredeyse tamamı da bölgeyi bol yağışlı bir bölge olarak bilir. Bir süre önce, yapılan sahil yolunun gündemde kalması nedeni ile tanımıştı. Şimdilerde derelerin üzerlerinde yapımı planlanan santrallerden tanıyorlar Doğu Karadeniz’i. Bölgemizde, denizin üzerinde görülen bulutlar, götürü iş almış insanlar gibi hiç durmadan iç kısımlara yağmur taşımaktadırlar. Bu yüzdendir ki yöremiz çoğunlukla yağmurludur. Kimilerine göre kasvetli bir havası vardır. Köylere doğru bir uzanmak istersiniz. Oralarda da durum çok farklı değildir. Oralardan yukarılara doğru bakarsınız. “Kesin yukarılarda hava açıktır” diye düşünürsünüz. İlçede hava açıktır, çok da sıcaktır, nem oranı da çok artmıştır. Köylere çıkarsınız, oralarda da durum çok farklı değildir. Sadece nem oranı biraz daha azalmıştır. Oralardan yukarılara doğru bakarsınız. Bulutların üstünü düşlersiniz. Oralar çeker sizi. Ama hazırlıksız gitmek istemezsiniz. Ve karar verirsiniz. “Yayla zamanı gelsin bir gidelim yukarılara doğru.” Aradan uzun bir süre geçer ve yayla zamanı gelir. Bir fırsat yaratır ve memlekete gelirsiniz. Bir kaç kişi birlikte yukarılara, bulutların üzerine doğru yola koyulursunuz. Belirli yerlere kadar araç ile gitme şansınız da vardır. Ama siz yürümeyi tercih edersiniz. Size gülerler “araç ile gidilecek yere niye yürüyorsunuz “derler. Siz takılmazsınız onlara, neyi anlatabilirsiniz ki? Sonrasında çok fazla ağır olmayan yüklerle yola çıkarsınız. Önceden mola vereceğiniz yerleri belirlemişseniz, gideceğiniz güzergâhı bilen biri de varsa yanınızda, daha da bir heyecanla yolculuk yaparsınız. Yorgunluk basınca üzerinize, “Az kaldı dinleneceğim” dersiniz. Biraz da yükselmeye başlayınca havanın değiştiğini hissedersiniz. Taşıdığınız yüke de bedeniniz alışmaya başladığı için gayretiniz de artmıştır. Yukarıya bakınca gördüğünüz sis bulutunun üzerine çıkmayı hayal edersiniz. Bir süre sonra yüzünüze masaj yapılıyor sanırsınız. En sevdiğiniz kokular yerine su buharının hafif masaj hissi veren bu dokunuşu sizi mest eder. Subaşlarında verdiğiniz molalarda gördüğünüz manzaralar sürekli değişmeye başlar. Hafif de bir rüzgâr çıkarsa, yapraklar size hiçbir müzik aletinin çıkaramayacağı notalarla bir resital verirler. Dinlendirirler sizi. Tatlı bir huzur kaplar içinizi. Çeşitli türde kuşlar da devreye girer ve dinlediğiniz müzik çok sesli bir hale gelir. Tekrar yola çıkarsınız. Yorulmaya başlamış olsanız da, gördüğünüz manzara ve duyduğunuz sesler sanki yorgunluğunuzu çekip almaktadırlar. Bu bölgelerde para ile alabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Çoğu yerlerde cep telefonlarınız da kapsama alanı dışındadır. Teknolojinin rahatsız edici bulduğunuz hiçbir yönü bu bölgelerde sizi rahatsız edemez. Rahat bir nefes alırsınız. Tertemiz havayı ciğerlerinize doldurursunuz. İnsanların bu bölgede fazla tahribat yapmamış olduklarını fark edersiniz. Sonrasında bulutların altından gelenlerin bıraktığını düşündüğünüz pet şişe ve naylon parçalarını fark eder ona üzülürsünüz sadece. Yöre insanı bırakmaz bunları dersiniz. Zira bilirsin ki yöre insanı su ihtiyacını pınar sularından karşılamak varken pet şişe taşımaz. Yolun üstünde gördüğünüz bu çöpleri de toplarsınız. Bölgede çöp toplama kampanyası başlatalım diye konuşursunuz aranızda. Yürüyüşünüzü yukarılarda bir yaylada tamamlarsınız. Kamp kurarsınız orada. Sonrasında yayla sakinleri ve sürü sahipleri ile konuşursunuz. Onların ilginç anılarını zevkle dinlersiniz. Arada gülersiniz de. Sonrasında sizi düşündüren bir şeyler anlatmaya başlarlar. Size, bulutların altından gelen birtakım insanların, dolu piknik tüplerine halat bağlayıp, tüpü açtıktan sonra nasıl göllere attıklarını, gazın gölcüklerin yataklarına yerleşip yayılması ile havasız kalan balıkların baygın bir biçimde su yüzüne çıktıklarını anlatırlar. İnsancıkların bu balıklar yanında balık yumurtalarını da zehirledikleri ve balık neslinin kurumasına yol açacak bir uygulama yaptıklarını, bundan rahatsız olduklarını söylerler. Derelerimizde yaşayan ve gök kuşağı alası diye tanınan bu güzel balıkların yok oluşlarına sebep olacak şekilde davrananlara lanetler yağdırırsınız. Bulutların altından gelen bu yaratıklara insan diyemez ve insancık dersiniz. İnsancıkların doğayı nasıl tahrip ettiğini dinlersiniz. Ama bir şey yapamazsınız. Bulutların altından gelen varlıklı insanların, biraz daha fazla para kazanmak için doğal dengesi içinde bulunan bu güzellikler ile uğraşmasını ancak seyredersiniz. Sanki marifetmiş gibi daha da bozulmadan, göllerin berraklığını, şelalelerin güzelliğini, ormanı, otları, çiçekleri, hayvanları velhasıl gördüğünüz her şeyin fotoğrafını çekersiniz. Gelecek nesiller görsün diye. Evet, ancak bunu yapabilirsiniz. Gelecek nesillere doğayı değil ancak fotoğraflarını bırakabilirsiniz Tertemiz doğayı çoğunlukla yöreye dışarıdan, bulutların altından gelenler kirletirler. Onlar bulutların üzerine çıkabilenlerin duygularından daha farklı yaklaşırlar olaylara. Onların düşünceleri, tamamen duygusaldır. Her şey paradır yani. Bilmezler ki, doğayı kirleterek kazandıkları bu paralar, kaybedecekleri sağlıklarına tekrar kavuşmak için yeterli olmayacaktır. Sadece benim memleketimin değil, yaşanacak yer olarak gördüğümüz güzel ilçelerimizin, köylerimizin ve yaylalarımızın bu acımasız ellere karşı korunmaya ihtiyacı var. Tüm insanlığın havaya ve suya ihtiyacı var. Bir daha düşünün, bulutların altından gelen sizler, ne yaptığınızın farkında mısınız? Kemal ÖZBIYIK ANKARA EYLÜL 2008
Görüntüleme sayısı: 584 | E-Posta
|