|
Yazar: Nurten Nayir ESKİ KÖY OKULLARIMIZ Eskiden yani kırk-elli yıl önce araba yolu dediğimiz ve bugüne kadarda bir türlü düzelmeyen, iki arabanın yan yana geçemediği yollar bile yapılmamışken, köyde yaşayanlar neler yapıyordu. Yolculuklarını nasıl yapıyordu. Eğitim nasıldı. Şöyle bir hafızamı yokladım ve bir şeyler bulmaya çalıştım. 1960lı yılların başını hatırlayabildiğimi gördüm. O yıllarda köydeki ilkokul açıktı. Şimdi harabe olan okul binası tek katlı ama şimdikinden çok daha büyüktü. Binanın önünde durduğumuz zaman sağ tarafta öğretmenin lojmanı vardı. Orta kısımda büyük bir sınıf bulunuyordu. Sol tarafta ise yine çok geniş üstü kapalı bir alan bulunmaktaydı. Bu alanda nişan, düğün ve özel günler tertiplenmekteydi. Yani bina çok amaçlı olarak kullanılabiliyordu. Okulun önünde kazma kürek kullanarak açtığımız bir voleybol sahası vardı. Okulun arka bahçesinin dışından patika yol geçerdi. Okul çevresindeki bu patikalarda teneffüslerde kovalamaca oynardık.
Kar yağdığında okulumuz hiç tatil edilmezdi. Herkes kendi evi ile komşusunun evi arasını kürerdi. Devamında komşular birleşir be okul ile camiye açılan bütün yolları açardı. Yani köyde cami ve okul yolu hiç kapanmazdı. Ben 1960 yılında ilkokula “izleyici” olarak kabul edildiğimde, karları kürenmiş ve labirent halini almış bu yollardan, sağımı solumu hiç göremeden okula gittiğimi hatırlayabiliyorum. Her sabah kalkar ve büyük bir hevesle okula gitmek için hazırlanırdım.1961yılında kayıtlı olarak okula başladığımda “izleyici” olarak okula gitmenin faydasını görmüştüm. Bu nedenle bildiğim konular işlenirken ben haylazlık yapmakla uğraşırdım. Kötü bir şey ama bildiğim konuları anlamaya çalışanlara yardımcı olacağıma onları biraz da “cahil “ olarak görüyordum. Çocuk aklı işte. Yedi yaşındaki bir çocuktan başka ne beklenirdi ki. Tabii ki yaramazlık yapacaktım. Öğretmenim Enver İlhan, bir müzik dersinde sınıfa “Bir taş attım dereye, muallim”diye başlayan parçayı öğretirken ben daha önce ezberlediğim bu parçayı söylemek yerine yanımdaki arkadaşları meşgul ediyordum. Kendimi o kadar yaramazlık yapmaya şartlamışım ki öğretmenimin beni ikazı işe yaramamış. Parçanın devamını öğretmenimin bağırarak “Yuvarlandı Kemal’e” diye söyleyince kendime gelebilmiştim. Yine bir gün öğretmenimi çok kızdırmış olmalıyım ki öğretmenim okulun altındaki odunlukta bekleme cezası vermişti. Yanımda ceza alan amcamın oğlu Sinan ile konuşurken topraktan ışık sızdığını gördük. Hemen ışık sızan bu yeri odun parçaları ile açtık ve oradan sürünerek dışarı çıktık. Tabii ki üstümüz başımız toprak oldu. Okulun karşısında, eğrelti otlarının arasından sınıftaki arkadaşlarımızı meşgul ederken tekrar öğretmene yakalanıp, sınıfın içinde bir ders boyunca tek ayak üzerinde beklemiştik. Öğretmenimin bana verdiği en onur kırıcı ceza bu idi. Köy okulunda okumanın en büyük avantajı ise öğretmenlerin tüm öğrencileri tanıyıp, onlarla özel ders verir gibi ilgilenmesiydi. Her öğrenci ile bire bir ilgilenip onları mutlaka belli bir seviyenin üzerine çıkarıyorlardı. Onların eksik yönlerini biliyor ve onların anlayabileceği seviyede bilgi aktarıyorlardı. Yani sınıfa konuyu anlatıp geçmiyorlardı. Bu da öğrencilerin kendisinden daha iyi seviyede olan öğrencileri yakalayabilmeleri için çok iyi bir fırsattı. Köy nüfusu kalabalık olmadığı için okuldaki her öğrencinin ne seviyede olduğu herkes tarafından bilinirdi. Bu yüzden başarılı öğrenciler köy halkı tarafından bilinir ve takdir edilirdi. Öğretmenlerimiz başarı düzeyini yükseltebilmek için çok gayret eder ve her fırsatı değerlendirirlerdi. Temin edebildikleri eski gazete, dergi ve kitapları okula getirir ve öğrencilerin okumasını sağlarlardı. Öğretimde kullandığımız kitapların temiz olmasını sağlar ve bir üst sınıfa geçenlerin kitaplarını bir alt sınıftan gelenlere verirlerdi. Çevremizdeki diğer köylerin okulları ile aramızda çok sıkı ilişkiler vardı. Biz( Küçük Köy), Ortacalar, Arılı, Başköy ve Dikyamaç köyü okulları ile rekabet ediyorduk. Dönüşümlü olarak her ay bu saydığım okullar bir köyde toplanır ve diğer okullar ile hem bilgi yarışması yapar hem de sportif yarışmalar yapardık. Öğretmenlerimiz bizi o kadar iyi eğitirdi ki inanın büyük şehirlerdeki en iyi okullarla Arhavi’nin her hangi bir köy okulu yarışabilirdi. Ve inanıyorum ki yarışmanın da galibi olurdu. Bunun ispatı çok kolay. Öğretim üyesi, iş adamı, bürokrat hemşerilerimize bir bakın. Elli yaşın üzerinde olanların birçoğu öğrenimine kendi köyünde başlamış. Köyde aldıkları bu iyi eğitim sayesinde ortaokul, lise ve üniversitede başarılı olmuşlar. Temeli sağlam yetişmenin yararını öğretim hayatımızda görmüşüz. Köy okulumda ben kayıtlı olarak iki yıl okudum. Ağabeylerim beni Ankara’da yanlarına aldıklarında devam ettiğim Sarar İlkokulunda, bize köy okulunda ikinci sınıfta okutulan konuların üçüncü sınıfta okutulduğunu görünce çok sevinmiştim. Demek ki Köy okulundaki öğretmenlerimiz bize şehirdeki meslektaşlarından daha iyi eğitim vermişlerdi. Köyden şehre göç başladıktan sonra, köylerdeki okullarda öncelikle öğretmen kalitesi çok düştü. Gelen öğretmenler sağ olsunlar her okula kaydolan öğrenciye ilkokul diploması verdiler. Ama ne yazık ki bu öğrenciler bırakın yüksek okulu, ortaokulda döküldüler. Ya velileri okuldan aldı, ya da başarısız oldukları için okuldan atıldılar. Şimdi artık köylerde okul yok. Bizim köy okuluna neler oldu? Önce çok amaçlı kullanılan okul yerine, bir kısmı yıkılarak “Kutu” gibi bir Okul yapıldı. Eski okulun öğretmen lojmanı aynen kaldı. Köy okulu kapandıktan sonra okulun camları kırıldı. Tuvaleti, yakınındaki çay alım yerine gelenler tarafından bir süre kullanıldı. Bu yıl Köyüme gidince İlk Okuluma uğradım. Çok kötü durumda idi. Eskiden oyun oynadığım yerler dikenlik olmuştu. Oralardan böğürtlen topladım ve yedim. Kırık camlardan içeriye baktım. Hüzünlendim. İçim buruldu. Kırık dökük sıralar ve yerlerde de cam kırıkları ve çöp olarak değerlendirdiğim nesneler vardı. Bizim köyde okul olmadığı için artık köyde okula başlayan hiç öğrencimiz yok. Yani istatistiğe de gerek kalmadı. Maddi durumu kötü olan insanlar bile çocuğunu alıp köye dönemiyorlar. Dönse çocuğunu hangi okula gönderecek ki? Taşımalı eğitimle bir yerlere gelebilmiş kaç öğrenci var? Sizi bilemem ama bu durum bana acı veriyor. Köyüme gittiğim zamanlarda iyiye giden hiçbir şey göremediğim için üzülüyorum. Belki de bir dahaki köye gidişimde okulu hiç göremeyeceğim. Keşke ona köylü sahip çıkıp okulu köy odası haline getirse idi. Biz de kampanya tertipler ve bir odasını kütüphaneye çevirir, insanların boş zamanlarını daha olumlu geçirdikleri bir mekân yaratırdık. İçinde eğitim verilmese bile binanın ayakta kalması sağlanırdı. Bunu bile beceremediğimize göre tüm köyde yaşayanlarla birlikte hepimiz suçlu sayılmalıyız. Siz ne dersiniz? Kemal ÖZBIYIK Kasım 2009 ANKARA Görüntüleme sayısı: 857 | E-Posta
|