|
ESKİDEN MEKTUP YAZARDIK Eskiden postacılar gezerdi sokaklarda, sırtlarında bir çanta, ellerinde zarflar. Kapı numaralarına bakmadan bilirlerdi hangi binaya geldiklerini. Neredeyse dağıtıcısı olduğu sokakta oturan herkesi ismen tanırlardı. Postacıların birçok bekleyeni vardı camlarda. Yaşlısı, genci, küçüğü, büyüğü. Velhasıl herkesin mektup beklediği, uzaklarda birileri vardı. Kimi analar asker mektubu beklerdi postacıdan, kimi kadınlar eş mektubu beklerdi. Bir kültüre dönüşmüştü mektup yazmak. Güzel yazılmış mektuplar, kimden geldiğine bakılmaksızın saklanır ve eşe, dosta gösterilirdi. Şiirlere, şarkılara konu olurdu mektuplar. Kimi mektup dert yüklü olurdu. Kimi mektup sevgi, kimisi de hasret kokardı. Köylerde kaynanası ile oturan gelinler gurbetteki eşlerine mektup yazarlardı. Eşler ise bir arkadaşları aracılığı ile mektup yazarlardı. Anneleri babaları duyup da eşleri utanmasın diye. Asker mektupları daha bir başka olurdu. İki yıldan fazla askerlik yapanlar için çok zor geçerdi sanırım ayrılık. Kendimden bilirim, ben askere giderken eşimle anlaşmıştık ve askerlik sonrasında evlenmeye karar vermiştik. Evlenip öyle askere gitmek istememiştim. Eşim asker yolu gözlemesin diye. Birçok arkadaşıma da asker adresi değil ağabeyimin dükkân adresini vermiştim. Askerliğimi yaptığım birlikte görevli bir sivil memur her gün mesaiye gelirken ağabeyime uğrayıp mektupları alıp bana getirirdi. Her gün ortalama üç mektup gelirdi bana. Sağ olsunlar arkadaşlarım dört aylık askerlik sürem içinde beni hiç yalnız bırakmadılar. Askerliğim sırasında ilginç bir de mektup olayı yaşadım. Her gün akşam içtiması sonrasında bölük önünde toplanan askerlere mektupları dağıtılırdı. Ben onlara hiç katılmam ve çay içmeye, kantine giderdim. Asker arkadaşlar hep benim adımın da okunmasını ve mektubu alıp bana getirmeyi düşünürlermiş. Samimi olduğum Erhan arkadaşıma sormuşlar “Kemal abiye niye hiç mektup gelmiyor. Kimi kimsesi yok mu?” demişler. Erhan gülmüş ve ona her gün en az birkaç mektup geliyor diye söylemiş. Hep birlikte yanıma gelip bana çay ısmarlattırmışlardı. Ne kadar zaman oldu mektup yazmayalı, kart atmayalı, bilmiyorum. Ne kadar gariptir ki, çocuklarımla konuşurken mektup deyince elektronik mektuptan bahsettiğimi sanıyorlar. Sanırım onlar hiç mektup yazmadılar. Bense mektup yazmayı çok severdim. İlkokulu okurken köydeki anne babama yazardım. Akrabalarıma yazardım. Hele bayram ve yılbaşında yüzden fazla kart atardım. Büyüklerime, arkadaşlarıma verdiğim değeri sanki böyle gösterirdim. Kimilerine renkli zarflarda değişik kokular içeren zarflar gelirdi sevdiklerinden. Bize hava atarlardı. Hiç unutmuyorum, rahmetli Ziya Özzaim amca rahatsızmış, bayramda oğlu Mehmet’e “Bu bayram kimseden kart gelmedi tamam, ama Kemal’in kartı niye gelmedi acaba” demiş. Mehmet “yazmamıştır” demiş. Ziya Amca kızmış ve “o mutlaka yazmıştır”demiş. Mehmet köyde araştırmış, fakat kimseden ses çıkmamış. O dönemde köye mektuplar Arhavi’deki dükkânlar eli ile gönderilirdi. Köyden alışveriş için ilçeye gidenler, gelen mektupları alır ve sahiplerine ulaştırırdı. Yeri geldikçe Ziya amca hala “Kemal mutlaka bana bayram kartı yazmıştır, ama alan kişi herhalde bana vermeyi unuttu” diyormuş. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra bir çocuk aracılığı ile benim ona gönderdiğim kart eline gelmiş. Hemen Mehmet’i çağırmış.” Bak Kemal’in kartı geldi. Arhavi’den bakkaldan almışlar ama ceketin iç cebinde unutup, ceketi tekrar giyene kadar fark etmemişler. Onun için de bana ulaştıramamışlar” demiş. Bunu bana kendisi anlatmıştı. Ben de gerçekten bu konuda duyarlı davranır ve bayramlarda köydeki neredeyse herkese kart yazıp göndermeye gayret ederdim. Yazılan mektuplar genellikle “Evvela selam eder ellerinden/ gözlerinden/ yanaklarından hasretle öperim.” diye başlar ve “ küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öperim.” diye biterdi. Bense bu kurala hiç uymaz ve saygı ve sevgi içeren başka cümleler kurarak ayrıcalık yaratmaya çalışırdım. Şimdi öyle mi? Herkesin neredeyse ikişer tane cep telefonu var. Adres dediğinde herkes elektronik mektup adresini anlıyor. Evlerde posta kutuları var, ama sadece faturalar, resmi bildiriler gibi belgeler geliyor. Postacı yerine çoğunlukla kuryeler dolaşıyor. Küçükler Postacıyı bilmiyor. Bu yazımda sizlere eskiden postacıların olduğunu, bizlere haber taşıdığını, iyi kötü haberler içeren mektupları getirdiklerini anlatmaya çalıştım. Mektuplar içerdiği konu ne olursa olsun haber kaynakları idi ve güzeldi.Günümüz haberleşmelerinden çok bahsetmek istemiyorum. Sahiden elektronik adresi olmayan kimse var mı çevrenizde? “BÜYÜKLERİN ELLERİNDEN, KÜÇÜKLERİN GÖZLERİNDEN ÖPER SAYGILARIMI SUNARIM” Kemal ÖZBIYIK Temmuz 2009 ANKARA
Görüntüleme sayısı: 1172 | E-Posta
|