GERÇEKTEN ORÇİ BİZİM Mİ? Yıl 1977 yani otuz üç yıl önce. Ben her yıl yaptığım gibi yanıma aldığım iki arkadaşımla birlikte Arhavi’ye gidiyorum. Ankara’dan otobüsle yaptığımız yolculuk Arhavi’de sona eriyor. Sabahın ilk ışıklarında pastanede kahvaltımızı yapıyoruz. Deniz kenarına inip denizi seyrediyoruz. Orada çay içiyoruz. Öğle saatinde Çifte Köprü arabası hareket ediyor. Araba çok kalabalık ama biz de biniyoruz. Kavak’ı geçince arkadaşlar rahat edemiyor ve yürüyerek gitmeyi teklif ediyorlar. Minibüsten iniyoruz. Valizlerimiz şoföre emanet. Çifte Köprü’de çay alım yerine bırakacaklar. Oradakilere yürüyerek gelmekte olduğumuzu söyleyecekler.
Arkadaşlarım yolun ne kadar olduğunu soruyorlar. Ben 13 Km kadar deyince biraz bozuluyorlar. Yürümeye başlıyoruz. Ben bir taraftan yöreyi tanıtıyorum bir yandan da arabada sıkışık bir ortamda 45 dakika yolculuk etmektense, iki saat yürümenin ve temiz hava solumanın keyfini süreceğimi düşünüyorum. Arkadaşlarım valizlerin kaybolacağından korkuyorlar. Ben gururla “böyle bir şeyin olması burada mümkün değildir. Merak etmeyin Çifte Köprü’de çay alım yerinde valizlerimiz bizi bekleyeceklerdir.” Diyorum gururla. Susadık diyorlar. Hemen yolun sağındaki Maçh’a’dan akmakta olan suyu içiyoruz. Şimdiye kadar böyle bir şey görmemişler, hayran kalıyorlar. Takılıyorum onlara “musluğu sakın kapamayın. Sonra donar” diyorum. Kahkahalarla gülüyorlar. Biraz daha yürüyoruz, sol tarafta bir asma köprü. Hemen çıkıyorum üstüne. Bir arkadaşım asma köprünün sağlamlığından şüphe duyuyor. Ben köprünün ortasına kadar gidip duruyorum. Elimde fotoğraf makinesi var. Çağırıyorum. Geliyor, bana yaklaşınca zıplıyorum yerimde, geri kaçışını anlatacak kelime bulamıyorum. Köprü yukarı aşağı öyle esniyor ki, arkadaşım yola kadar neredeyse dört ayak sürünerek çıkıyor. Tabiatı çok beğeniyorlar ama yolların bozukluğunu beğenmiyorlar. Arada dere kenarına inerek, arada dinlenerek Çifte Köprü’ye ulaşıyoruz. Çay alım yeri kalabalık, yanlarına gidiyoruz. Herkes bize hoş geldin diyor. Çok sevecenler, valizler ortada yok. Bana kızıyorlar, cevabım hazır ” Fena mı oldu? Taşımaktan kurtulduk, onlar çoktan eve gitmiştir” Gerçekten de valizlerin ben ve misafirlerime ait olduğunu duyunca çay getiren akraba kızlarım sepetlerine koyarak eve çıkarıvermişler. Bu kadar adam buradaki birkaç evde mi yaşıyorlar? Sizin eviniz nerede? Diye soruyorlar. Ben gayet doğal bir şekilde Pap’lat’ı, Orta Köyü, Baş Köyü ve Suhulet’i gösteriyorum ve asıl köyler orada diyorum. İnanılmaz şaşırıyorlar. Yani insanlar bu kadar çayı toplayıp, sırtlarında taşıyarak mı buraya getirdiler? Diye soruyorlar. Ne kadar da saf arkadaşlarım varmış değil mi? Ben her iki arkadaşımı da iki hafta boyunca gezdirdim. Mençuna Şelalesine, Kamilet Vadisine, Durğuna köprüsüne, soro şelalesine ve çevre köylere götürdüm. Derede piknik yemeği yedik. Sevdaiş t’ağ’eyi’de, Kfalangvali’de, T’oba Gunce’de yüzdük. Hayran kaldılar tabii. Çevre köyleri gezdik, fotoğraflar çektik. İlçede gezip dolaştık. Karayemiş ve kac’h’anak’a yedik. Yer çileği topladık. Tulum çalıp horon oynadık. Bazı akşamlar köy camisi önünde uykumuz gelene kadar oturup konuştuk. Yörede yapılan neredeyse her yemeği yedik. Her tatlıyı tattık. Oltalarımızı alıp derede balık avladık. Gerçekten güzel günler geçirdik. Ankara’ya döneceğimiz günün öncesinde sabah her zamanki gibi erken kalktım. Ayrılık hasreti basmıştı sanırım üstüme. Oturdum ve aşağıdaki şiiri yazdım. Onların eleştirisel görüşlerini de vurgulamaya çalıştım şiirimde. Otuz üç yıl önce “ORÇİ BİZİMDİR” diyebilmişim. Bugün kendi kendime soruyorum, ama cevap veremiyorum. Gerçekten Orçi bizim mi? Kemal ÖZBIYIK Ağustos 2010 ANKARA ORÇİ BİZİMDİR Sahilden girerken orman içinde, Gördüğün çimenler, çaylar bizimdir. Yürürken bastığın bu nemli toprak, Susayıp içtiğin sular bizimdir. Yürürken Kavak’tan Çifte köprü’ye Bir yanda gördüğün, o hırçın dere, Ötede yükselen yemyeşil orman, Yorulup konduğun, tümsek bizimdir. Geçmeye korktuğun o viran köprü, Başının döndüğü o asma köprü, O kızgın güneşte, çamın gölgesi, “Oh” deyip yattığın çimen bizimdir. Yerlere bakıp da hayret ettiğin, Arabam olsa da geçmem dediğin, Kavak’tan sonrası beğenmediğin, O harap, bakımsız yollar bizimdir. İşte göründü, çift kemer köprü, Beldeye ad veren, o Çifte Köprü, Bakmaya doyaman, uçan su gibi, Yüzmeye kıyaman Uzun göl bizim. Sağında solunda tepede evler, Üstüne şahin mi konmuş, sorduğun, Ölmeden cenneti gördüm dediğin, O bayır bizim, düzler bizimdir. Köprünün üstüne çıkıp, sorduğun, Bir yan Arılı, bir yan Dikyamaç, Biri de Suhulet, o benim köyüm, Yanında Başköy var, o da Orçi’dir. Şu tepe Ortaköy, ardı, Uçler’dir, Daha nice tepe nice düzlerdir, O tepe o düzde yedi köy, toplam, Onüç köy bizim, ORÇİ bizimdir. Kemal Özbıyık 30.09.1977 ANKARA Not: Uçansu= MENÇ’UNA, Uzungöl =T’OBA GUNC’E  

Görüntüleme sayısı: 866 | E-Posta
|