|
İYİ Kİ RÜYAYMIŞ Sabahın kör karanlığında yola çıktık. Hayret babam beni göndermemişti .”Sen çok küçüksün. Dayanamazsın yola “demişti diye hatırlıyorum. Ama yanlışmış demek ki. Yola çıktık. Çok kalabalığız. Sefail yaylasına gidecek her ev yaylaya götürecekleri hayvanlarını da alarak yola çıkmış. Bayanı, erkeği, yaşlısı, çocuğu sanki bayrama gider gibiyiz. Ne kadar güzel bir gurup bu böyle, anlatamam. Hayvanların sesleri, köpeklerin havlamaları, hepsi konuşmaların arasına karışıyor. Biz küçükler yokuş çıkarken zorlanıyoruz sanki ama hiç önemli değil. Yaylaya gidiyoruz ya. Kodi’de mola veriliyor. Düzlükte, subaşında herkes yemek çıkınını açıyor. Yemekler yeniyor. Biraz dinlenelim diyor yaşlı amcalar. Ve nasıl dinlenmeyse tulum çalmaya başlıyor. Hemencecik halka kapanıyor. Ben buna çok bozuluyorum. Daha çok küçüğüm ve ben halkada değilim. Sadece oynayanları seyredebiliyorum ne yazık ki. Mola bitiyor. Tekrar yola koyuluyoruz. Yorgunluk var mı bende, hiç farkında değilim. Ne yorgunluğu. Tulumcunun peşinden hiç ayrılmıyorum. Onu dinlerken nasıl yol aldığımı hiç hatırlamıyorum. Soğuksu yaylasına geldiğimizi hatırlıyorum. Ama sonrasını hiç bilmiyorum. Sonra hatırladığım. Sabah saatlerinde tekrar yola koyulduğumuz. Ne kadar güzel bir yolculukmuş bu yaylaya göç zamanı. Keşke biraz daha büyük olsaydım diye düşünüyorum. Sonra ne kadar garip şeyler oluyor. Anlayamıyorum. Ben büyümüşüm birden bire. Agara’da verilen molada ben de horona katılıyorum. Katılmak ne kelime, komut veriyorum. Yorulmak ne demek kimse benden komutu almıyor. Yoruldum diyorum. Kimse inanmıyor. Herkes “biz komut vermeyi bilmiyoruz. Sen devam et” diyor. Allah Allah sanki köyden beraber yola çıktığım insanlarla burada birlikte olduğum insanlar farklı gibi. Bir türlü olanları ardı ardına sıralayamıyorum. Ama çok da mutluyum. Sonra aklıma geliveriyor. Komut verecek başka kimse olmadığı için alkışlayıp horonu bitiriyorum. Yürümeye devam ediyoruz. Akşamüzeri yaylaya varıyoruz. Ama o da ne? Yayla evleri harap bile denmez durumda. Bir sürü insan var, ama barınılabilir durumda sadece üç, dört baraka var. Bu kadar insan nerede kalacak şimdi. Peki, bu kadar hayvanı hangi ahırda barındıracağız. Nasıl böyle bir belaya bulaştım ben. Ne işim vardı da bütün kafilenin sorumluluğunu aldım. Şimdi ne yapacağım, bilmiyorum. Kara kara düşünüyorum. Bir çare bulamıyorum. Anlayamıyorum bir türlü, ben köyden yola çıkarken daha çocuktum. Ne zaman büyüdüm. Büyüdüm de ne zaman bu kafilenin ekip başı oldum. Şimdi bu kadar adamı ve bu kadar hayvanı nerede barındırabileceğim. Bu kadar insana ne yedireceğim? Ben nasıl böyle bir duruma düştüm. Beynim çatlıyor sanki. Acaba ben yanlış bir yaylaya mı geldim? Ama geldiğim güzergâh doğru. Yanlış gelmiş olamam. İnsanlar acıktık bize ne yedireceksin? Diye soruyorlar. Bu kadar adama ben nereden yemek bulacağım. Onlara “Siz burada biraz dinlenin. Ben bir etrafa bakıp geleceğim” diyorum Koşmaya başlıyorum. Orta Yaylaya çıkıyorum orada da kimsecikler yok. Konaklar harabe gibi. Koşmaya devam ediyorum. Aşağı Alacagöl boşalmış. Harabe bile yok. Yukarı Alacagöl de bir iki konak kalınabilir durumda. Ama orada da hiç kimseler yok. Koşmaya devam ediyorum. Sırt yayla da boşalmış. Her yer harabe gibi. Oradan aşağıya bakıyorum ama Yurt Yaylanın olduğu yerler bomboş. Şimdi ben ne yapacağım. Bilmiyorum. Sefail’e ne zaman geri döndüm. Neler oluyor. En iyisi ben kafileyi geri köye götüreyim. Kaç’ğ’anaka yeriz, Mcğ’ul k’ubuyi yer açlığımızı bastırırız. “haydi, geri dönüyoruz.” Neler oluyor. Yiyecekten vazgeçtim. İçecek su bile yok. Etrafta hiç ağaç da kalmamış. Ben nasıl böyle bir duruma düştüm. Yola çıkarken daha çocuktum. Nasıl bunlarla birlikte oluyorum. Çocuklardan biri bana ağlıyor. “Dede bize su ve yiyecek vermeyecek misin?” diyor. Çocuk çok acıkmış. Bana “dede” dediğine göre bayağı bir rahatsız demek ki. Etrafa bakınıyorum. Rubada çok az bir sızıntı var. Bir çukur açıp orada suyun birikmesini bekliyorum. Ama bu kadar az su ile ben ne yapacağım En iyisi teker teker insanları buraya getirip su içmelerini sağlayayım. Hiç olmazsa susuzluklarını gideririm. Sonra da hayvanları getirir onların su içmelerini sağlarım. Ne kadar garip. Etrafta hiç hayvan da yok. Hâlbuki köyden çıkarken bir sürü hayvan vardı. Nereye gittiler hiç sesleri de gelmiyor. İnsanlar da hiç ses çıkarmıyorlar. Hâlbuki biraz önce hepsi bize su ve yiyecek bul diye bağırıyordu. Sanki ağaçlar da azaldı mı ne? Ama olamaz. Binlerce ağaç birdenbire yok olamaz. Düzlüğe geri geliyorum. Ama hiç kimse yok. Biraz önce yorgun, bitkin, aç ve susuz onca insan nereye gittiler. Ben tek başıma burada ne arıyorum. Neler olduğunu bana kim söyleyecek. Gürül gürül akan dereler bile kurumuş. Her yerde bulunabilen pınar suları da yok. Koşmaya başladım. Dere kenarında olmam gerekiyor. Ama dere yok. Ağaçlar kurumuş. Etrafım kupkuru bir tabiatla kapanmış. Köyümde evler kapanmış. Her taraf harabe. Biri beni uyandırsın ne olur. Bu kadarı ancak rüyada olacak şeyler. Ne olur ben çocukluğuma geri döneyim. Varsın küçük diye beni yaylaya götürmesinler. Ben köyde kalayım. Büyüdüğüm zaman giderim oralara. Ne olur derelerim akmaya devam etsin. Ağaçlar her tarafı sarsın. Kelebekler uçsun etrafımızda. Hayvanlar otlasın, kuşlar cıvıldasın, çocuklar koşuştursun buralarda. Varsın ben büyüyünce gideyim yaylalara. Var gücümle bağırıyorum. Çocukluğum geri gelsin. Ben sıramı beklemeye razıyım. Doğada hiçbir şey değişmesin. İnsanlar, hayvanlar, kuşlar, balıklar hep birlikte yaşayalım. Bağırıyorum, neredesiniz diye. Derinlerden bir ses duyar gibi oldum. Beni çağırıyor. Sıçrayarak uyanıyorum. Oh be rüyaymış. İnşallah rüyadaki olumsuzluklar rüyada kalır. Ama biz çevreye karşı duyarlı olmazsak, doğal dengenin bozulmasına sebep olursak Kendi çıkarlarımız için doğayı kirletirsek, bilelim ki doğa bizden mutlaka intikamını alacaktır. KEMAL ÖZBIYIK ANKARA
Görüntüleme sayısı: 419 | E-Posta
|