|
KAZIM KOYUNCU İLE BİR ANI
Zaman ne çabuk geçiyor.15 Mayıs 2004 tarihinde arkadaşım Kamil Aksoylu beni aradı ve ODTÜ Bahar Şenliğinde bir stadyum konseri verecek olan Kazım Koyuncu’nun Ankara’ya gelince benimle görüşmek istediğini söyledi. O güne kadar Kazım ile hiç yüz yüze görüşmem olmamıştı. Memnuniyetle kabul ettim. 15 Mayısta birçok hemşerim ve arkadaşım konser için ODTÜ’ye girişlerinde yardımcı olmamı istedi. Hepsi de Kazım’ın canlı performansını izlemek istiyordu. ODTÜ Stadyumunda ilk defa karşılaştık. Ayaküstü konuştuk. Bende bulunan bir takım bilgiler ile Yaşar Turna’nın kendi sesi ile okuduğu altı adet Lazca ve altı adet Türkçe parçanın bulunduğu kaseti de getirip ona dinletebileceğimi söyledim. Kazım mümkünse kasetin bir kopyasını ve bana ait şiirlerden de uygun bulduklarımın bir kopyasını istedi. Ertesi gün Lazut Kafede imza günü olduğunu ve orada buluşmamızı istedi. Ben de imza gününe gelen kalabalık arasında çok konuşamayacağımızı ve oradaki işi bittikten sonra bir yerde oturup konuşabileceğimizi söyledim. 16 Mayıs 2004 tarihinde ODTÜ’de arkadaşım Fındıklı’lı Talip Özyazıcı, Arhavi’li Kamil Aksoylu ile beraber Lâzut kafeden Kazım’ı aldık ve yine Fındıklı’lı Armağan Serdaroğlu ve kız kardeşi Ayşegül ile Kızılay’da şimdi kapanmış olan “NEKNA”ya gittik. Orada Firdevs Periloğlu bizlerle ilgilendi. Sonradan öğrendim ki mekân Firdevs’in babası ile Naci Kutanis’in ortak açtıkları bir yerdi ve henüz resmen açılışı yapılmamıştı. Firdevs doğal olarak bizleri dışarıdan görülebilen bir yere oturtmak istedi. Ben biraz uzun konuşacağımızı ve daha sonra görünür bir yerde oturabileceğimizi aksi durumda izdihamdan konuşma imkânı bulamayacağımızı söylemiş ve dışarıdan görülmeyen bir yere oturmuştuk. Kendisi Yaşar Turna’nın parçalarını dinledi. Benim şiirlerime baktı. Lazca iki tane parça mırıldandım. Bir de Narina adı ile sahneye uyarladığım Arhavi halk oyunu müziğini dinlettim, sözlerini verdim. Narinanın çok güzel bir parça olduğunu ve hiç değişikliğe gerek olmadan aynı sözlerle okunabileceğini söyledi. Benden eskilere ait Arhavi ve Doğu Karadeniz bölgesine ait bilinmeyen ya da az bilinen şiir ve dörtlükleri istedi. Benim yetmişli yılların başında tutmaya başladığım adını “Kara Kaplı” koyduğum defter ile ilgili ne düşündüğümü sordu. Ona iki kızım olduğunu ve “Kara Kaplı” nın onlara hatıra kalacağını söyledim. Yaklaşık üç saat kadar birlikte olduk. Ayşegül kamera ile çekim yaptığı için fotoğraf çekmemiştik. Sonra bu çekimin üzerine yanlışlıkla başka bir çekim yapıldığını Armağan’dan öğrendim. Çok üzüldüm, ama yapacak bir şey yoktu. O gün Kazım her iki kızım adına birer yazı yazdı ve imzaladı. Bana da kendi el yazısı ile cep telefonunu, stüdyo telefonlarını, özel mail adresini ve ev telefonunu yanına “gizli” ibaresi koyup bu numarayı kimseye vermememi rica ederek verdi. Bu yazıyı şimdi ondan bir anı olarak saklamaktayım. Onunla birlikte başka şeyler de konuştuk. Ona Ali Naci Kuçuğişi’den Atmaca destanını ve Nuri Duduşi’nin Sicalepeşi Destanî’yi ezgileri ile birlikte okudum. Çok beğendi. Mart başında yeni bir albüm çalışmasına başlayacağını ve bu çalışma sırasında eşimle beni de İstanbul’a davet edeceğini söyledi. Memnuniyetle geleceğimi söyledim. Bana ait Lazca ve Türkçe bazı şiirlerimin olduğu metinler de verdim ve ayrıldık. Aralık ayı sonuna doğru telefonla görüştük; birkaç gün sonra da kötü haberi aldım. O lanet hastalık Kazım’ı da bulmuştu. Onu satırlarla anlatmayı düşünmüyorum. Yaptıklarını hepiniz az ya da çok biliyorsunuz. Ben onun aramızdan ayrıldığı gün yaklaşırken, benim için önem taşıyan anımı sizlerle paylaşmak istedim. Kazım Koyuncu 25 Haziran 2005 tarihinde aramızdan ayrıldı. Ama eserleri bugün de herkesin dilinde. Sanırım uzun yıllar da dillerde ve gönüllerde olmaya devam edecek. Aramızdan ayrılışının dördüncü yılında onu saygı ile anıyorum. DÜNYADA BİR YERDE OLDUĞUNU bilerek. Kemal ÖZBIYIK Haziran 2009 ANKARA
Görüntüleme sayısı: 1126 | E-Posta
|