|
ODTÜ BEDEN EĞİTİMİ BÖLÜMÜ İLE YAYLA ANILARI-1 Her Şey 1990 yılının başlarında ODTÜ Beden Eğitimi Bölümü Başkanı Arkadaşım Gazanfer Doğu’nun ofisime gelerek “Bu yaz dağcılık Yaz Kampını senin memlekette yapalım.” demesi ile başladı. Gazanfer Hoca benim memleket fotoğraflarından oluşan albümü incelemiş ve çok beğenmişti. Bizim memlekette, hele de köylerin Ağustos ayında bile soğuk olabileceğini, öğrencilerin sporcu da olsalar doğada sorunlar yaşayabileceklerini söyledim. İnatla “sen bizi götürmek istemiyorsun.”dedi. Bunun üzerine, gidelim dediğiniz bölgede çektiğim slâytlardan oluşan bir gösteri sunayım. Bir bakın bakalım diğer bölgelere benziyor mu? Sonrasında karar verirseniz dedim. Yaklaşık 75 slâyttan oluşan bir sunumu, Beden Eğitimi bölümüne ve ilgi duyanlara yaptım. İzleyenler çok beğendiler ve öğrenci olmayanlar bile gelmek istediklerini belirttiler. Bölüm Öğretim elemanlarına, bizim yaylalarda baharı, kışı ve yazı aynı anda yaşayabileceklerini söyledim. Pırıl pırıl bir güneşin ardından bir fırtına kopar, yağmur sel olur. Peşinden tipi yağabilir. Ağustos ayında donma tehlikesi geçirebilirsiniz şeklinde uyarılar yaptım. Konu bu şekilde kapandı. Bir süre sonra Gazanfer Hoca konuyu bana tekrar açtı ve gidiyor muyuz diye sordu. Artık kaçacak yerim kalmamıştı. ODTÜ Yönetimi tarafından imzalanan resmi yazı hazırlandı.Bu yazıda gezinin eğitim amaçlı olduğu belirtilerek gidilecek güzergâh net olarak belirtildi.Gerekli izin çıktıktan sonra, o dönemin Arhavi Belediye Başkanı Sayın Mehmet Çorbacıoğlu ve kaymakamımız Sayın Mehmet Bahçe’ye bölgeye geleceğimiz bilgisini yazılı olarak verdik. Bu arada ben Mehmet Bey’le özel olarak da görüşerek yaklaşık kafilenin 55 kişi cıvarında olacağını bu insanları benim köyümde ağırlamamın sorun olmayacağını, köylülerimin yardımı ile bu kafileyi ağırlayabileceğimi ancak Belediye olarak böyle bir guruba destek olmanin doğru olacağını söyledim. Ağırlamanın Belediyeye de külfet getirmesini istemediğimi bildirdim. Mehmet Bey bu tip çok talep geldiğini ancak hiçbirinin gerçekleşmediğini, ODTÜ gibi bir üniversiteden böyle bir kafileyi benim Arhavi’ye getirmem halinde her türlü desteği vereceğini ama bu boyutta bir kafilenin gelmeyeceğini dile getirdi. Arhavi Kaymakamı Sayın Mehmet Bahçe izinli olduğu için yüz yüze görüşme şansı bulamadım. Ben ODTÜ Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nü Dağcılık Yaz Kampı için Arhavi’ye götürmeyi kabul edince hazırlıklara hemen başladım. Tek başıma Arhavi’ye gittim. Sayın Belediye Başkanımız Mehmet Çorbacıoğlu ile yüz yüze görüştüm. Bu kafilede Yabancı uyruklu öğrencilerin de bulunduğunu ve toplam 44 öğrenciden 13 tanesinin de bayan olduğunu ilettim. Kafiledeki insan sayısının 55- 60 kişiyi bulacağını bildirdim. Kendisi bana çok da inanmadı, ancak üzülmemi de istemedi ve “tamam kafile gelsin ilgileniriz”dedi. Köylülerimle de görüşüp yakın arkadaşlarımı da bilgilendirdim ve Ankara’ya geri döndüm. Ankara’da bu gezinin yapılacağını duyan Beden Eğitimi Bölümü dışından da kafileye katılmak isteyenler oldu. Temmuz ayının son haftasında ben eşim ve iki kızımla birlikte Arhavi’ye gittim. Oradaki hazırlıkları tamamladım. Her gün ilçeye indim ve olası ihtiyaçlar için esnaflarla konuştum. Arhavi’de bulunan ve dağda kullanılacak hiçbir şeyi boşuna taşımamalarını her şeyi Arhavi’de bulabilecekleri bilgisini kafileye vermiştim. Lastik ayakkabı, yün çorap, tişört, kaban, şemsiye ve yiyecekler konusunda sıkıntı yaşanmayacaktı. Alışverişin ilçemizde yapılmasını ve esnafımıza da katkı sağlamasını istiyordum. Altmışın üstünde insanın on günlük ihtiyacı yanında dönüşte yakınlarına götürecekleri hatıra eşyalar için bir bedel ödeyeceklerdi. 30 Temmuz 1990 tarihinde Öğretim üyelerinden bir kısmı aileleri ile birlikte Arhavi’ye geldiler. Öğle yemeğini Arhavi’de yedik. Akşamüzeri Küçükköy’e geldik. Bayanlar Selahattin Özbıyık’ın evinde, erkekler amcam Fevzi Büyüklüoğlu’nun evinde misafir olduk. Asıl kafile 31 Temmuz 1990 tarihinde sabah Arhavi’de olacaktı. 31 Temmuz 1990 tarihinde asıl büyük kafile ile Arhavi’de buluştuk. Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Çorbacıoğlu’nun tahsis ettiği depoya tüm malzemeler bırakıldı. Başkanımızın tahsis ettiği minibüslerle Cih’a kalesine gidildi. Akşamüzeri saat 16.30 da Kafile Küçükköy’e hareket etti. Köyde açılan iki evde (Murat oğlu Ahmet Özbıyık ve Ömer Özzaim’in evi) öğrenciler konaklamaya başladılar. Evlerin hayat bölümünde yerde uyku tulumları ile yatıyorlardı. Ertesi gün (1 ağustos) kafilenin yöre koşullarına uyum sağlamalarına yardımı olur düşüncesi ile Mençuna şelalesine gittik. Çifte köprü ve p’otocur deresi boyunca yürüyüşler yaptık. Menç’una şelalesi ve dere boyu uygun göllerde öğrenciler yüzdüler. Akşamüzeri köye geri döndük ve sabah saat 6.00 da dağ kampı için yola çıkmak üzere herkes dinlenmeye çekildi. 2 Ağustos Sabahı erkenden kararlaştırıldığı gibi kafile toplandı. Kafilede benim kontenjanımdan katılan Hazine Ve Dış Ticaret Müsteşarlığı personeli fotoğraf sanatçısı Akın Yücel, iş arkadaşım dağcılık merakı olan Yavuz Acar ve Ankara Universitesi Bilgi İşlem dairesinde görev yapan Osman Nuri Özkan da yer almışlardı. Bunlara ilaveten rehberlik yapacak olan büyüklerim Küçükköy’den Hüseyin Görel, Kemal Metin ile Dikyamaç köyünden Ahmet Tamtabak da kafileye katıldılar. Hüseyin ve Kemal ağabey ile yaptığımız planlamaya göre altı saatlik bir yürüyüşle Doloktinoni yaylasında Kazım Dilmen amcanın hazırladığı barakalarda geceleyecek ve ertesi sabah yola devam edecektik. Kesin kamp yerimizi de Orta Yayla olarak belirlemiştik. Sabah yirmi dakikalık bir yürüyüş ile Küçükköy’den dere kenarına (Kfalangvali bölgesi) indik. Kafile üç gurup halinde yolculuk yapacaktı. İlk gurupta Erdal Zorba, İbrahim Kaçmaz ve Alparslan Kartal ile ben bulunuyorduk. Kemal Metin ağabey de rehber olarak bizimle birlikte bulunuyordu. Yaklaşık 25 Kg ağırlığındaki sırt çantaları ile tırmanmaya başladık. Yokuşları çıkarken her adımda sırtımızdaki yükün ağırlaştığını söylemek zorundayım. Durğuna köprüsünde dereden ayrılarak aşağı kodi’ye doğru yola çıktık. Yaklaşık yarım saatte aşağı kodi’ye ulaştık. Burada yemek molası verecektik. Ben bütün gurupta (yol koşullarının zorluğundan) bir bezginlik oluştuğunu gördüm ve “Ben dayanamayacağım, köye geri dönüyorum”dedim. Gruptaki öğrencilerde bu görüşüme katılınca “beden eğitimi öğrencilerine bu bezginlik hiç yakışmıyor, daha yolun başındayız koşullara alışacaksınız ve yorgunluğunuz da azalacak merak etmeyin.”dedim. Bir taraftan da guruptaki arkadaşlık seviyesine bakıyordum. İlk gurupta bulunan öğrencilerde yardımlaşma üst dizeyde idi. Bunu görmek beni çok mutlu etmişti. Dağda bir de kişisel sorunları olan öğrencilerle uğraşmak bizleri yoracaktı. Yarım saatlik yürüyüşler ve beşer dakikalık molalarla yürüyüşümüz devam etti. Saat 11.30 sularında Aşağı Soğuksu’ya vardık. Burada Başköy’den Binal Öztürk hayretle bizi karşıladı ve burada ne aradığımızı sordu. Bir yandan da böyle büyük bir kafilenin oraya gelişinden mutlu olduğunu saklayamamıştı. Saat 12.30 da bütün gurup Yukarı Soğuksu’da toplanmıştık. Burada Başköy’den “Ağa” Ömer Peker amca bize çok yardımcı oldu. Gazanfer Hoca öğrencilerin açık havada uyumalarının iyi bir deneyim olacağını Yukarı Soğuksu’da geceleyeceğimizi söyledi. Ben vazgeçirmeye çalıştım, burası sürekli rüzgâr alan bölgedir. Gece Bir de çize olursa büyük sıkıntı yaşayacağımızı söyledim. Kazım Dilmen amca yarım saatlik bir yol sonrasında bekliyor. Orada barakalarda kalmak daha iyi olur dedim. Ama dinlemedi ve çoban ateşi yakılarak burada geceleme kararını verdi. Çoban ateşi için toplanan çalı çırpıyı gördükten sonra bu kadar az yakacakın bir saatte biteceğini sabaha kadar yanacak ateş için daha fazla oduna gerek olduğunu söyledim. Ömer amcadan balta ve nacak alarak kalın kuru kökleri kestik ve bunları yakarak ateşin sabaha kadar yanmasını sağladık. Ben zaten gece 2.30 gibi uyudum. 3 Ağustos sabahı Saat 5.00 da uyandığımda, üzerimize gerdiğimiz naylondan dışarı çıktığımızı ve yağan çizede belden aşağıkısmımın sırılsıklam olduğunu gördüm. Bacaklarım nerede ise donmuştu. Egzersiz yaparak ısındırmaya çalıştım. Biraz sonra Ömer Amca elinde dolu bakraçla geldi. Bana çok kızdı ve niye onun konağında gecelemediğimi sordu. Getirdiği sıcak sütten içip kendime geldim. Kemal ağabey, Hüseyin Ağabey ve Ahmet Tamtabak Ömer Amcanın barakasında uyumuşlardı. Onlar da geldi. Kahvaltı yaptık ve saat 6.30 da tekrar yola koyulduk. İlk mola yerimiz Doloktinoni sırtı oldu. Her iki yamaçta da konaklar vardı. Aşağıda Kazım Dilmen amca hayvanlarını çayıra salmıştı. Bize çok kızmış olduğu için yanımıza çıkmadı. Zira onun yanında geceleyeceğimizi düşünüp boş olan barakaları da temizleyerek kalınabilir duruma getirmiş, buna rağmen biz açık havada gecelemiştik. Sonradan görüştüğümüzde bu sitemini bana iletti. Biz yürüyüşe devam ettik. Aşağı Kfaçaçi’de kısa bir mola verdik. Zorlu bir yürüyüşle saat 12.15 de Yukarı Agara’ya geldik. Diğer yaylalarda kalan köylüler buraya kadar gelerek bizleri karşıladılar. Bizleri gören köylülerimiz hayretler içinde bizi izliyordu. Sırt Çantaları ve uyku tulumları ile ellibeş kişilik bir kafile bu bölgeye ilk kez geliyordu. Tabii ki bu durum yöre insanı için çok da bilinen bir olay değildi. Yolculuk sırasında Hüseyin Görel Ağabey ile Ahmet Tamtabak tulum çalarak bize destek oluyorlardı. Ahmet Tamtabak’ın kamerası ile de çekimler yapılmaktaydı. Her mola yerinde de horon oynuyorduk. Saat 13.00 da Yukarı Agara’ya ulaştık. Burada kalan insanlar öğrencileri ağırladı. Benimle beraber oniki kişiye de Başköy’den Necati Selim öğle yemeği verdi. Bu bölgede gurup yüksekliğe de alıştığı için yürüyüş hızımızı arttırdık. Bundan sonra çok hızlı rakım çıkacağımız bölge yoktu. Saat 14.30 da Orta Yayla’ya ulaştık. Bu yaylada Başköyden Davut Şair, Ortacalar’dan Yakup Arslan vardı. Yakup Arslan çok güzel de tulum çalıyordu. Bayağı kalabalık bir keçi sürüsüne sahipti. Bizler konaklara öğrencileri yerleştirdik. Gazanfer, Erdal, Seydi Ahmet, İbrahim ve Alparslan hocalar ile Akın, Osman Nuri, Yavuz bir barakaya yerleştiler. Ben Ahmet Tamtabak, Hüseyin Görel, Kemal Metin hep birlikte Yakup Arslan’ın barakasına yerleştik. Baraka sayısı yetersiz kalınca Davut Şair de kendi barakasını öğrencilerin kullanımına vererek bizimle birlikte Yakup Arslan’ın misafiri oldu. Yakup’un yeğeni Tekin ile birlikte bir barakada balık istifi kalıyorduk. Bu gece bu insanlar kendileri için en değerli şey olan kuru odunlarını bizimle paylaştılar.(Bu yükseklikte odun bulunmadığı için insanlar daha aşağılara inip oralarda odun toplayıp sırtlarında veya varsa katırla odun taşıyorlardı. Yani burada en değerli şeylerden birisi kuru odundu) Akşam yemeğimizi yedikten sonra bir süre dinlendik. Sonrasında Orta Yayla’nın düzünde üç tulumcunun dönüşümlü tulumu eşliğinde horon oynadık. Buraya gelene kadar yandık öldük edebiyatı yapan öğrencilerin yaptığı figürler imrenilecek kadar güzeldi. Sanki hiç yürümemiş, hiç yorulmamış gibiydiler. Onları gıpta ile izledim. Bir yanda da ben de onlara rahatlıkla ayak uydurduğum için gururlanmaktaydım. O gece Orta Yayla kahkahalarla, naralarla, çığlıklarla ve tulum sesi ile inledi diyebilirim. Gerçekten bu yaylalar bu kadar kalabalığı hiç görmemişlerdi sanırım. Saat 22.00 da herkes barakasına çekildi ve uyudu. Ben 4 ağustos sabahı saat 5.00 da uyandım ve dışarı çıktım. Bir gece önce açıkta çize altında perişan olduktan sonra bu gece kuru otlardan sedir bana kuş tüyü yatak gibi gelmişti.
Görüntüleme sayısı: 1629 | E-Posta
|