|
YABANCILAŞMAK, UNUTMAK, UNUTULMAK İnsanların dayanışma ve yardımlaşma duygularının kaybolmaması için kökenleri ile ilişiğini kesmemiş olmak önemlidir. Günümüz koşullarında bunun sağlanması ise hemen hemen imkânsızdır. Dağınık bir şekle dönüşmüş olan akrabaların aynı şehirde olsalar bile görüşebilmeleri pek mümkün olamıyor. Ekonomik güçlükler, ulaşım ve kişisel problemler görüşmeyi engelleyen unsurlar. Görüşemediğimiz zaman da yabancılaşma başlıyor. Babaları amca çocuğu olan iki kuzeni ben tanıştırmıştım. Marketin önünde eşimle birlikteyken biri gelip benimle görüşmüş ve konuşmaya başlamıştık. Diğer kuzen de ben ve eşimle görüşmüş ancak birbirleri ile görüşmemişti. Kendilerine küs olup olmadıklarını sorduğumda, her ikisi de tanışmadıklarını söyleyince onları ben tanıştırdım. Kısaca yabancılaşıyoruz, tanışmıyoruz, görüşmüyor veya görüşemiyoruz. Görüşememe süresi uzayınca da kopuyoruz. Sülalemizin büyüklerinden rahmetli eğitmen Ali Rıza Özbıyık 1982 yılında küçük bir kitapçık hazırlayıp bizlere dağıtmıştı. Bu kitapta ismi yazılanların içinde ben olmasam da, sülalemizin kökeni ile ilgili verdiği bilgiler benim için çok yararlı olmuştu. Kitapcıkın adını SOYUM VE KÖYÜM koymuştu.”Her insan mensup olduğu soyu ve bu soyun yetiştirdiği insanları, vatan ve milletine yaptığı olağanüstü hizmetleri bilmesinde sayısız yararlar olduğu kanaatindeyim” diye başlamıştı söze. Gerçekten de günümüzde artık bu düzeyde tanışır olmayı unuttuk. Çocuklarımız birinci derece yakınlarından başka kimseyi tanımıyorlar. Benim içinde bulunduğum nesil ise, babalarımızın amca çocuklarını birileri ile tanıştırırken “amca çocuğum” diye tanıştırıyoruz. Kültürüne yabancılaşmak böyle oluyor herhalde. Ben bu yaşımda tulum, kemençe sesi duyduğumda sese kulak veriyorum ve dinliyorum. Yöre ile ilgili bir konu açıldığında konuşmasam bile can kulağı ile dinliyorum. Ama genç nesil hemen ortamdan uzaklaşmanın yollarını arıyor. Ali Rıza Amca neslimizi unutmayalım diye şöyle yazmış: “Delil ve mesnedi olmayan, yalnız dedelerden dedelere, bize kadar gelen rivayetlere göre bir harp sonucunda mağlup olup aileleri ile birlikte gelip, halen Artvin iline bağlı, Arhavi ilçesinin Ortacalar bucağında Çifte Köprü diye anılan iki dere birleşimindeki halen mevcut mağarada yerleştikleri söylenmektedir.” (bahsi geçen mağara çifte köprü- Ortacalar kara yolu yapımında kaybolmuştur) “Soyumuzun temel ismi Zaim’dir. Soyumuzun bu ismi hangi hizmetiyle aldığı kati bilinmemekle birlikte yukarıda arz ettiğim korsan temizleme işinden olması çok muhtemeldir. Temelde Zaim ismi almış soydaşlarımızın evlatları Zaim oğulları diye anılırmış. Zaimlerden birinin evladı pala bıyık bırakmış. Ona bıyıklı ismi verilmiş. Onun çocuklarına da bıyıklı oğulları denilmiş. Bir oğlunun kulakları biraz büyükçe imiş. Ona da Kulak beyi denilmiş. Daha sonra kısaca Kula Beyler diye anılmışlar. Birinin adı Ahmet’miş biraz asabi mizaçlı olduğu için Deli Ahmet diye bilinirmiş. Oğullarına da bu yüzden Deli Ahmet oğlu denmiş. Sonrasında Del Ahmet Oğulları denilmiş. Birinin oğlu da Ömer olarak tanınmış, oğullarına da Ömer oğulları denilmiştir. Kula beyler Rize’nin Ardeşen ilçesine yerleşmişlerdir. Del Ahmet Oğulları Adapazarı- Hendek’e yerleşmişlerdir. Soyadı kanunu sırasında del Ahmet Oğulları soyadı olarak Çelebi adını almışlardır.” Günümüzde aynı sülale olmamıza rağmen benim bildiğim kadarı ile Zaim, Zaimoğlu, Özzaim, Büyüklüoğlu, Özbıyık, Bıyıklı, Bıyıklıoğlu, soyadını kullanmaktadırlar. Yurt dışı ve yurt içinde değişik kentlere dağılmış olan akrabalarımızdan çoğu da nüfus kütüklerini de bulundukları yere taşıdıkları için ilişki kurabilmek daha da zorlaşıyor. Ankara, İstanbul, Trabzon, Samsun, Düzce, Bursa, İzmir, İzmit, Antalya, Mersin ve daha başka şehirlerde yaşamakta olan ve iletişim bilgilerine sahip olmadığımız akrabalarımız var. Hepimizin yaşadığını sandığım tanışamama kurgusu, aynı zamanda dayanışamama olgusunu da beraberinde getiriyor. Ben şahsen dayı çocuklarımın çocuklarının tamamını tanımıyorum. Doğal olarak onlar da beni tanımıyorlar. Yani onlarla zincir kopmuş durumda. Görüşemediğimiz için birbirlerimizin sevinç ve üzüntülerini bilemiyoruz. Dertleri paylaşamadığımız için dertler daha ağırlaşıyor. Bu yazımda kendi sülalemle ilgili bir konuya değinmeye çalıştım. Okurlarım sanırım beni mazur göreceklerdir. Zira sorun hepimizin sorunu. Sülalelerimiz farklı olsa bile. Belki zamanla, rahmetli Ali Rıza Özbıyık amcamız gibi bizler de bildiğimiz kadarı ile tanıdıklarımızı yazıya dökme gereği duyacağız. Ta ki, birileri arayıp, merak edip, araştırdığı akrabalarını bulana kadar. Kemal ÖZBIYIK Ekim 2009 ANKARA
Görüntüleme sayısı: 1008 | E-Posta
|