|
YAŞAMAK İÇİN NE LAZIM? 28 Kasım 2008 tarihinde ODTÜ Çevre Topluluğu’nun organize ettiği ve Artvin Kültür Yardımlaşma Derneği, Çamlıhemşin Vakfı, İnşaat Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası ve Çevre Mühendisleri Odası’nın destek verdiği bir panel yapıldı. Panelin bitiminde de Birol Topaloğlu orkestrası ile güzel ötesi bir konser verdi. Konser sonrasında da hep birlikte horon oynandı. Güzel bir etkinlikti ve ben büyük keyif duydum. Panelde dünyada ve Türkiye’de enerji stokları, enerji sorunları, enerji kaynakları, enerji elde etme yöntemleri ve bu yöntemlerin olumlu/olumsuz yönleri detaylı bir şekilde anlatıldı. Bir Doğu Karadeniz insanı olarak bölgenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Bunun yanında gelişmiş ülkelerin dünya rezervleri konusunda yaptıkları çalışmalar ve bu çalışmalara harcanan büyük emek ve paranın nedenini de tekrar hatırladım. Doğu Karadeniz Bölgesi gelecek kısa dönemde çok daha önemli hale gelecek. Dedelerimden kalan ve tapusuz sahip olduğumuz yerlerin aslında bizim olmadığını kibarca “Bu bölge ormandır, bu bölge yapılaşmaya uygun değildir gibi gerekçelerle” bize anlatılıyor. Yaylalarımızı zaten neredeyse kaybettik. Oralarda artık bizlerden çok yabancılar görülüyor. Onlar gelecekte kullanabilecekleri yerler olarak görüyorlar buraları. Evet, şöyle bir düşünelim. Bizim dediğimiz arazilerin satışı halinde, biz kendi toprağımıza ne kadar bir değer ödeyip tapusunu alabiliriz? Yabancılar bizim verebileceğimizin kaç katını verirler? Yazımın başlığına geleceğim artık. Hiç düşündünüz mü? Yaşamak için ne lazım? Han, hamam, ev, araba, yat, kat evet sizce ne lazım? Yaşamak için önce hava lazım. Soluyacak hava kalmadığında zaten yaşamıyor olacağız. Dünyada havanın temiz olduğu bölgelerin başında hangi bölge var? Bildiniz. Karadeniz bölgesi var. Neden bugüne kadar kalabilmiş? Çünkü gereksiz yapılaşmaya gidilememiş. Bölge insanı geçinebilmek için şehirlere gurbete çıkmış. Bugün Arhavi kökenli ilçe dışında hangi sayıda insan olduğunu bilmiyoruz/bilemiyoruz. Bizler ilçemizde/köyümüzde kalsa idik nüfus nerelere çıkardı ve ne ile geçinebilirdik. Bu günkü temiz hava kalır mıydı? Havanın temizini bölgemizde bulduk. Havadan sonra canlı yaşamı için ne gerekli? İçilebilir su değil mi? Suyun en bol olduğu bölge neresi? Yine bildiniz. Karadeniz bölgesi. Peki, bizler dengesiz yapılaşmaya neden olsa idik, bizde gecekondular yapsa idik devlet bize tapu verecek mi idi? Evet verecekti. Şehirlerde hem de birinci sınıf tarım arazisine ev yapanlar şimdi ev sahibi değil mi? Ev sahibi. Bölgede içilebilir temiz su kaynağı neden var? Biz yapılaşmaya gitmediğimiz için. Yani aslında biz sadece bölge insanına değil dünya için iyi şeyler yapmışız da haberimiz olmamış. Bunun için ödüllendirileceğimiz yerde arazilerimize el konuyor. Köylerde okullar kapanmış. İnsanlar çocuklarına daha iyi bir gelecek verebilmek için köylerinden ayrılmak zorunda kalmış. Yani köyden ayrılma nedenlerinin başında eğitim problemi gelmiş. Şimdilerde ilçe nüfusunda artış bekleniyor. Zira insanlar emekli oluyor ve şehrin gürültüsünden ve kirliliğinden kaçıyorlar. Öncelik temiz hava ve temiz suya veriliyor. Doğu Karadeniz’de niçin turizm patlaması yaşanıyor dersiniz? İnsanlar bir hafta da olsa temiz havada ve dağa ile baş başa kalmak istiyorlar. İnsanımız da misafirperver nasıl olsa. İnsanoğlu yürümeyi unuttu neredeyse. Hastalıklar arttı. Doktorlar ağız birliği etmiş gibi herkese “Sağlık için spor yapın” diyorlar. Şehirde yaşayıp maddi problem yaşamayan çok az insan var. Doğal beslenebilen çok az insan kaldı. Zaten genleri ile oynanmamış tohum bile kalmamış durumda. Şimdi bize diyorlar ki Karadeniz insanı fedakârlık etmek zorunda Hidroelektrik Santrallerine karşı olmamalı. Bir dere üzerine yapılacak birden fazla Hidroelektrik Santralının vereceği tahribat ile ilgili bilgi veren yok Tutturulmuş gidiyor. Can suyu bırakılacakmış. En uzun deremiz hangisi bilmiyorum. Ama bir dere üzerinde beş, altı, yedi gibi sayılarda hidroelektrik Santralı yapımından söz ediliyor.Bu durumda can suyunu diğer tesis için mi bırakacaklar acaba. Peki, sonrasında olacaklardan niye kimse söz etmiyor. Arazilerin eğiminden, kesilmek zorunda kalınacak ağaçlardan. Bozulacak doğal dengeden söz eden çok az insan var. Ayrıca iklim değişimine neden olması yanında bu tesislerin ekonomik ömrü ne olacak. Kaç yıl sonra bu tesisler işe yaramaz hale gelecek? Şu anda il ve ilçelerde yaşayanların içme suyu problemi ile baş başa kalmaması için ne gerekiyor. Bunu düşünen birileri de vardır umarım. Tamam, tabii ki bu doğa tüm insanlığın kullanımında olmalı bunu herkes kabul ediyor zaten. Ama sözü edilen binin üzerindeki santralin Doğu Karadeniz Bölgesinde yapımından sonra vadilerdeki doğal hayatın eski dengesinde kalacağını hangi bilim adamı söyleyebiliyor. Yaşamak için önce temiz bir havaya sonra da temiz bir suya ihtiyacımız var. Bilim bu iki unsurun yerine geçecek yeni bir şeyler buldu da ben mi duyamadım acaba. Elektrik olmadan yaşayabiliriz. Atalarımız yaşamış. Arabamız olmadan yaşayabiliriz. Atalarımız yaşamış. Bölgeye ilk gelip yerleşenlerin ne kadar iyi bir seçim yaptıklarını şimdi daha iyi anlıyor ve onlarla gurur duyuyorum. Zaman zaman bir sürü güzel bölge varken niye burayı seçmişler diyenlere son bir sözüm olacak. Bölgemiz Küresel ısınmadan en son etkilenecek bölgelerden birisi. Ve onlar burayı yurt edindiklerinde teknoloji bu düzeyde değildi. İnsanların bu düzeyde çevre kirlenmesine neden olacaklarını acaba nasıl anlayabildiler?
Görüntüleme sayısı: 507 | E-Posta
|