|
YAŞAR TURNA Kimilerine göre kemençeci Yaşar, kimilerine göre Arhavi’li Yaşar. Ama günümüze kalabilseydi o bir marka olacaktı. YAŞAR TURNA Kıymetlerimizi çok çabuk unutuyoruz. Daha dün gibi hatırlıyorum.1990 yılında ağustos ayının tamamında ben Arhavi’deydim ve ne yazık ki onu görememiştim. ODTÜ Beden Eğitimi Bölümü’nün Dağcılık Yaz Kampı etkinliği çok zamanımı almıştı ve ben Yaşar ağabeyi kimseye soramadığım için durumu hakkında bilgi sahibi de değildim. Ve Ekim ayında Ankara’da artık aramızda olmadığı haberini aldım. Kendi kendime çok kızdım. Onu bir kez daha görme şansını, kendi ihmalim yüzünden kaybetmiştim. Kendisini günümüzde tanımak isteyen kişiler için bir Arhavi’li olarak ben de hem saygı ile anmak hem de ölüm yıldönümü olduğunu sizlere hatırlatma amacı ile bu yazıyı yazma isteği duydum. Kim bilir belki birilerinin kendisini unutmadığını görüyordur. 1997 yılında Arhavililer Vakfı’nın çıkarmış olduğu ARHAVİLİLER dergisinde, değerli müzisyenimiz Ayhan TOSUN bir yazı yazmıştı. İlçemiz sanatçılarını tanıtmayı amaçlayan Ayhan kardeşimiz ilçemiz Sanatçıları adını verdiği ilk yazısında anlatmıştı bizlere Yaşar Turna’yı. Kendisinin onayı ile bu yazının büyük bir bölümünü aynen alıp sizlerle paylaşmak istiyorum; “… Yaşar Turna 1931 yılında Arhavi’de doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Arhavi’de tamamladı. İlkokula gittiği dönemlerde Rize’den gelen kemençe ustası Eyüp isimli Kemençeciye hayran olmuştur. Ondan kemençe yapımı ve çalması konusunda çok yararlanan Yaşar günlerce nereden bir kemençe bulabileceğini düşünmüş, Sonra evinin önündeki dut ağacının kocaman bir dalını kesip, uzun bir süre uğraştıktan sonra bir kemençe yapmıştır. Akordunu da yaptıktan sonra sıra çalıp söylemeye gelmiştir. Ailesi her ne kadar istemese de günlerinin büyük çoğunluğunu kemençesi ile geçirirdi. 18 yaşına geldiğinde artık Kemençe konusunda uzman olmuştu. Düğün ve derneklerde artık çalıp söyleyen Yaşar ağabeyimiz daha sonra Arhavi’de ‘KemençeciYaşar’diye anılmaya başlandı. Askerliğini havacı olarak Diyarbakır’da yaparken birçok müzik aletini daha yakından tanıma fırsatı bulur. Onları da çalmayı öğrenir. Yine de en çok kemençeyi sever. Kemençeci olarak doğmuştur ve öyle yaşamaya karar vermiştir. Teskeresini aldıktan sonra evlenen sanatçımızın beş çocuğu olur ve hayatını çocuklarına adar. Zamanın Belediye Başkanı ve Savcısı ile görüşüp Arhavi’de ilk Folklor Derneğini kurar. Burada yerel oyunlar sergilenip, öğrenciler yetiştirilir. Yetiştirilen öğrencilerle İstanbul ve Ankara’da gösterilere giderler. İstanbul’da ünlü bir gazinoda da sahne alırlar. Kemençeci Yaşar yöresinde aranan isim olmuştur. Onun olmadığı düğün ve eğlencenin tadı yoktur. Arhavi’ye gelen yabancı insanlarla dostluklar kurup, hemşerileri ile uyum içinde yaşar. Doğayı ve insanları çok sever. Kemençeci Yaşar artık dış dünyayı da tanımak ister. Önce Almanya’ya gider, hem çalışır hem de Avrupa’ya kemençeyi tanıtır. Halk oyunları öğretir, plak doldurur. Sadece Arhavi değil Türk Kültürünü Avrupa’ya tanıtır. Her yıl birçok yabancı konuğu olurdu. Birçok ödül alırdı. Mansiyonlar, şiltler, madalyalar onu mutlu eden şeylerdi. 12 Ekim 1990 tarihinde kaybettiğimiz Yaşar Turna kemençesi, melodileri ve güler yüzü ile anılarımızda yaşayacaktır.” Ayhan Tosun kardeşimiz böyle anlatmıştı 1997 yılında Yaşar Turna’yı. Yeterli mi? Tabiî ki değil. Ben de biraz katkı yapmaya çalışacağım. Bir rivayete göre babası Aziz Hoca Yaşar Turna’nın doğumundan sonra uğursuzluk getirmesin diye evinin bahçesindeki incir ağacını kesmiş. Uzun yaşasın diye adını Yaşar koymuş. Ama ne yazık ki bu uğraşıları işe yaramamış. Bu dünyayı terk ederken sadece 59 yaşında idi. Dördü kız biri erkek beş çocuk babası idi. Oğluna babasının adını vermiş, adını Aziz koymuştu. Şimdilerde insanlarımızın farkında olmadan mırıldanmakta oldukları “Çayeli’nden Oteye Giderum Yali Yali” adlı eserin ona ait olduğunu biliyorlar mı acep. Ben de şahsen onun kemençesi ile horon oynamış şanslı kişilerden biriyim. Ancak o ve rahmetli Cengiz Günal hocamızla birlikte olanların da diyecekleri bir şeyleri vardır diye çevremi araştırınca Kıymetli büyüğüm, ağabeyim Arhavi oyunlarını bana öğreten Musa Kazım Yücel ÖZBİRİNCİ kişisel arşivini açtı ve yazı ekinde gördüğünüz fotoğrafları gün ışığına çıkardı. Ona da yürekten teşekkür ediyorum. Bu gün ne mutlu ki Yaşar Turna ile aynı sahneyi paylaşmış müzisyenlerden tulumcu ve akordiyoncu ile birlikte folklorumuza katkı vermeye devam ediyoruz. Onlarla zaman zaman Yaşar Turna’yı saygı ile anıyoruz. Tulum sanatçısı Ahmet Atay ve Akordeon sanatçısı Muhittin Sancar ile birlikte geleneksel oyunlarımız ve müziklerinin devam etmesi ve gelecek nesillere kalmasını sağlamaya çalışıyoruz. Gerekli durumlarda kemençeyi de işin duayenlerinden Ali Turgut arkadaşımız ile tamamlıyoruz. Rahmetle andığımız Yaşar Turna da geleneksel oyunların süregelmesi için Arhavi’de dernek kurup çalışmalar yapmamış mı idi. 1968 yılında Muhittin Sancar ve Ahmet Atay ile beraber Karabük’te düzenlenen Arhavi gecesi, bilenler tarafından halen konuşulmakta. Arhavi oyunlarını sahne düzenine uyarlayan, onlara isim veren Cengiz Günal ve Yaşar Turna’yı saygı ile anıyoruz. Yaşar Turna sadece halk oyunları konusunda çalışmamış, aynı zamanda yöresel türküler de söylemiştir. Kemençe yapmıştır ve yapmakla kalmamış bu işin de ustası olmuştur. Kendisi ilk Lazca plak çıkaran sanatçılarımızdan birisidir. Bugün ne yazık ki ona ait olduğu dile getirilen birçok eserde adı geçmemektedir. Kendi sesi ile okuduğu Lazca parçalar meraklıları tarafından halen saklanmakta ve zevkle dinlenmektedir. Bende de bu değerli sanatçımızın kendi sesi ile okuduğu altı adet Lazca, altı adet de Türkçe eseri arşivimde itina ile saklamaktayım. Yaşar Turna büyük bir sanatçı olması yanında “adam gibi adamdı”, mütevazı bir insandı. O kadar ki yöre ile ilgili haberdar olduğu etkinliklere hiçbir beklentisi olmadan katılır ve öncülük ederdi. Bu yazıyı yazarken onun sesinden, Cilveloy nanayda, Damat bağlama, Ağustozi mulun, Bozo c’ic’ilareyi, Var iven guri skani, oropa isimli eserlerini dinlemek büyük bir keyif oldu. Sadece kendi çaldığı kemençesi eşliğinde söylediği bu parçaları günümüzde tek bir müzik aleti eşliğinde bu kadar güzel ve duyarak okuyabilecek bir sanatçı olabileceğini düşünemiyorum bile. 59 yıllık dünya hayatına Karadeniz kültürüne damgasını vuran, kemençeyi dünyaya tanıtan bir Yaşar Turna nasıl anlatılabilir ki. Okuduğu eserlerin birinde, “NTOMA KÇE, OMANT’ALU, Ç’ANA NULUN, İÇODEN” (saçım beyaz, şaşırdım, yıl gidiyor, bitiyor) derken; Başka bir şiirinde de“DOBĞUANA VAR BİCİRE; PARATEN” ( Ölsem bulunamam, para ile) demiş ve kendi değerine parasal değer biçmemiştir. Plağa Lazca okuduğu bir eserini siz okurlarımla paylaşmak istiyorum. OROPA Sevdaluği geyiç’ken oropaten Sermaye var unon sade guyiten, Şa iveni ham duyla, şa zoyiten Si domç’vi do domh’ali gyuli ç’kimi. Ha destanî giç’are, bgaraten, Ma niçe goptare, guri yaraten, Dobğurana var bicire paraten, Si domç’vi do domh’ali gyuli ç’kimi. Bu vesile ile YAŞAR TURNA’YI bir kez daha saygı ile anıyor ve bize bıraktığı kültürel değerler için şükranlarımı sunuyorum. Kemal ÖZBIYIK Ekim 2008 ANKARA Kendi kişisel arşivini bizlerle paylaşarak katkıda bulunan değerli büyüğüm, hocam Sayın Musa Kazım Yücel ÖZBİRİNCİ’ye katkılarından dolayı saygı ve şükranlarımı sunuyorum. İyi ki varsın Yücel Ağabey. Fotoğraflar: Musa Kazım Yücel Özbirinci Kişisel Arşivi 




Görüntüleme sayısı: 1447 | E-Posta
|